mpic
birinci nesil ogul55entry
27başlık
-
mevzuat yürütme
cb'nin cezai sorumluluğu
Yeni hükümet sistemiyle birlikte yürütmenin başı olan başkan artık tam sorumlu bir devlet adamı haline gelmiştir ve anayasamıza göre yaptığı tüm iş ve işlemlerden sorumlu tutulmaktadır.
Anayasa, başkannın hangi suçlardan yargılanacağı konusunda herhangi bir ayrım yapmamıştır. Bu durum, başkannın sadece vatana ihanet veya göreviyle ilgili suçlardan değil, işlediği iddia edilen her türlü kişisel veya göreve dair suçtan dolayı yargılanabileceği anldıbına gelir.
Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanlar hakkında meclis soruşturması sadece göreviyle ilgili suçlar için işletilebilirken, başkan için böyle bir sınırlama yoktur ve her suçtan dolayı bu prosedür başlatılabilir.
Yargılama sürecini başlatan makam Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu süreci başlatmak için ilk adım olarak meclis üye tam sayısının salt çoğunluğu olan 301 milletvekilinin yazılı bir önerge veya teklif vermesi gerekir.
Meclis başkanı kendisine ulaşan bu teklifi en geç bir ay içerisinde meclis genel kuruluna getirmek ve görüşülmesini sağlamakla yükümlüdür.
Soruşturmanın açılmasına karar verilebilmesi için meclis genel kurulunda yapılan oylamada üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun, yani 360 milletvekilinin kabul oyu vermesi şarttır.
Soruşturma açılması kabul edildiğinde konu 15 kişiden oluşan özel bir komisyona havale edilir. Bu komisyonun üyeleri, meclisteki siyasi parti gruplarının üye sayıları oranına göre belirlenir.
Soruşturma komisyonunun çalışmaları için belirlenen normal süre iki aydır. Eğer bu süre içerisinde rapor tamamlanamazsa komisyona bir aylık ek süre verilir. Dolayısıyla komisyonun çalışmalarını bitirip raporunu meclis başkanına sunması için sahip olduğu maksimum süre üç aydır.
Komisyon tarafından hazırlanan rapor ve toplanan tüm deliller meclis başkanına sunulduktan sonra, rapor meclis kürsüsünde okunur ve ardından nihai oylama olan yüce divana sevk oylamasına geçilir.
Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine, yani yüce divana sevk edilebilmesi için meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun, yani 400 milletvekilinin onayı gerekmektedir.
Yüce divan sıfatıyla yargılamayı Anayasa Mahkemesi yapar. Mahkemenin yargılamayı bitirmesi için öngörülen süre üç aydır. Şayet bu süre yetmezse bir üç ay daha ek süre verilir ve toplam altı ay içerisinde yargılamanın kesin olarak sonuçlandırılması zorunludur.
Cumhurbaşkanı sadece yüce divana sevk edildiği için görevinden olmaz. Görevinin sona ermesi için yargılama sonucunda mahkumiyet kararının çıkması ve bu hükmün açıklanması gerekir. Suçlu bulunduğu an koltuğunu kaybeder.
Yüce divanda yargılanma süreci devam eden bir başkan, görevine devam ettiği bu altı aylık zaman zarfında anayasal yetkilerinin neredeyse tamdıbını kullanabilir. Ancak bu süreçte kullanması yasaklanan tek bir yetkisi vardır, o da erken seçim kararı almaktır. Yani yargılanan bir başkan seçimlerin yenilenmesine karar veremez.
Bu cezai sorumluluk süreci sadece görevdeki cumhurbaşkanları için geçerli değildir. Bir başkannın görev süresi dolmuş olsa bile, görev yaptığı dönemdeki eylemleri nedeniyle meclis tarafından aynı çoğunluklar aranarak bu prosedür işletilebilir ve yargılanması sağlanabilir.
Süreç özetlendiğinde; 301 milletvekilinin teklifiyle başlayan, 360 milletvekilinin onayıyla soruşturulan ve 400 milletvekilinin oyuyla yüce divana gönderilen, kademeli olarak artan zorlu bir nitelikli çoğunluk sistemi söz konusudur. -
mevzuat yürütme
1982 Anayasası'nda 2017 değişikliğiyle şekillenen yürütme organına dair, Cumhurbaşkanlığı makamı, seçim süreci, görevleri ve sorumlulukları hakkındaki tüm teknik detaylar aşağıda maddeler halinde açıklanmıştır:
Yürütme organı artık monist yani tek kanatlı bir yapıdadır. Bu sistemde yürütme yetkisi ve görevi sadece Cumhurbaşkanına aittir. Eski parlamenter sistemdeki Bakanlar Kurulu artık yoktur; Bakanlar ve Cumhurbaşkanı yardımcıları doğrudan Cumhurbaşkanına bağlıdır ve onun hiyerarşik amiri altındadır.
Cumhurbaşkanı olabilmek için anayasada dört ana şart belirlenmiştir. Kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalı, 40 yaşını doldurmuş olmalı, yükseköğrenim (lisans) mezunu olmalı ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmalıdır. Milletvekili seçilme yeterliliği; kısıtlı olmamayı, askerlikle ilişiği bulunmamayı ve yüz kızartıcı suçlardan veya belirli süreli hapis cezalarından hüküm giymemiş olmayı kapsar.
Cumhurbaşkanını doğrudan halk seçer ve görev süresi 5 yıldır. 2007 anayasa değişikliğinden beri halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanlığı sisteminde, bir kişi en fazla iki defa bu göreve seçilebilir. Ancak bu kuralın istisnası şudur: Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla (360 milletvekili) erken seçim kararı alırsa, mevcut Cumhurbaşkanı üçüncü bir dönem için tekrar aday olabilir.
Aday gösterilme sürecinde üç farklı yol izlenebilir. Siyasi parti grupları aday çıkarabilir. Son yapılan genel seçimlerde tek başına veya diğer partilerle birleşerek toplam geçerli oyların en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler aday gösterebilir. Ayrıca en az yüz bin seçmen, il seçim kurullarına giderek imza vermek suretiyle bir kişiyi aday olarak sunabilir.
Seçim süreci en fazla iki turdan oluşur. Birinci turda, kullanılan geçerli oyların salt çoğunluğunu (yüzde elliden bir fazlasını) alan aday seçilir. Eğer bu çoğunluk sağlanamazsa, birinci turu takip eden ikinci pazar günü ikinci tur oylama yapılır. ikinci tura sadece birinci turda en çok oyu alan ilk iki aday katılır ve burada oyların çoğunluğunu alan kişi seçimi kazanır.
ikinci tura kalan adaylardan biri herhangi bir sebeple seçimden çekilir veya ölürse, birinci turdaki sıraya göre diğer adaylar ikame edilir. Eğer ikinci tura tek bir aday kalırsa, bu aday için referandum (evet-hayır oylaması) yapılır. Referandumda geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. Eğer halk hayır derse, seçimler tamamen yenilenir. Yenisi seçilinceye kadar mevcut Cumhurbaşkanı görevine devam eder.
Cumhurbaşkanının yasama ile ilgili geniş yetkileri vardır. Meclisin açılış günü olan 1 Ekim'de açılış konuşması yapabilir. Meclisi doğrudan toplantıya çağırabilir. Kanunları on beş gün içinde ya yayımlar ya da tekrar görüşülmesi için meclise geri gönderir (veto eder). Kanunların, anayasa değişikliklerinin ve meclis iç tüzüğünün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne dava açabilir. Ayrıca meclis seçimlerinin yenilenmesine (erken seçim) karar verebilir.
Yargı alanındaki atama yetkileri kapsamında Anayasa Mahkemesi'nin 15 üyesinden 12'sini seçer. Danıştay üyelerinin dörtte birini belirler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı ve vekilini seçer. Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) 13 üyesinden 4'ünü doğrudan atama yetkisine sahiptir.
Yürütme ve idari yetkileri dahilinde Cumhurbaşkanı yardımcılarını ve tüm bakanları (şu an 17 bakan bulunmaktadır) atar ve görevden alır. Bakanlar artık meclise karşı değil, sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Valiler ve büyükelçiler gibi üst kademe kamu yöneticilerini atama yetkisi de kendisine aittir. Milletlerarası anlaşmaları onaylar ve Resmi Gazete'de yayımlar.
Milli güvenlik konularında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yurt savunmasına hazırlanmasından meclise karşı sorumludur. Genelkurmay Başkanı'nı atar. Milli Güvenlik Kurulu'na (MGK) ve Yüksek Askeri Şura'ya (YAŞ) başkanlık eder. MGK'nın gündemini belirler. Meclis tatildeyken veya ara vermedeyken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması durumunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılmasına karar verebilir.
Cumhurbaşkanı, sürekli hastalık, sakatlık veya kocama gibi nedenlerle belirli kişilerin cezalarını hafifletme veya kaldırma (kişiye özgü af) yetkisine sahiptir. Ancak genel ve özel af çıkarma yetkisi sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir.
Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) tüm üyelerini ve başkanını seçer; bu kurul Cumhurbaşkanına bağlı olarak çalışır. YÖK üyelerini ve TRT Genel Müdürü'nü atar. Olağanüstü hal (OHAL) ilan etme yetkisi kendisine aittir. Bütçe kanun teklifini hazırlar ve meclise sunar. Ayrıca yürütme alanına ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarabildiği gibi, 2017'den sonra yönetmelik çıkarma yetkisine de sahip olmuştur.
Eski sistemdeki siyaseten sorumsuzluk hali sona ermiştir. Yeni sistemde Cumhurbaşkanı, görevleriyle ilgili işlediği iddia edilen suçların yanı sıra kişisel suçlarından dolayı da tam sorumluluğa sahiptir. Sadece vatana ihanetle sınırlı olmayan bu sorumluluk rejimi, işlediği her türlü suçtan dolayı yargılanabilmesinin önünü açmıştır. -
the first great awakening
Büyük Uyanış, 18. yüzyılın ortalarında Amerikan kolonilerinde hüküm süren o "donuk" dini havayı dağıtan bir fırtınaydı. O döneme kadar din, toplumu kontrol altında tutan, kuralları ingiltere’deki hiyerarşi tarafından belirlenen ve sadece eğitimli seçkinlerin (elitlerin) yorumlayabildiği bir mekanizmaydı. Ancak George Whitefield ve Jonathan Edwards gibi isimler sahneye çıktığında, bu mekanizmayı halkın eline verdiler. Edwards’ın vaazları, insanlara "kurtuluşun" bir kilise üyeliği kartıyla değil, kalpteki o sarsıcı pişmanlıkla geleceğini fısıldıyordu. Bu, dini bilginin tekelini rahiplerden alıp sıradan çiftçiye, ayakkabıcıya ve hatta köleye devretmekti.
Bu süreçte yaşanan en büyük değişim, "bireysel egemenlik" fikrinin tohumlarının atılmasıydı. Eğer bir birey, ebedi kurtuluşu için bir piskoposa veya kralın tayin ettiği bir din addıbına ihtiyaç duymuyorsa, neden dünyevi işleri için mutlak bir monarka ihtiyaç duysun? Hareket, koloniler arasındaki o kalın duvarları da yıktı. Massachusetts’teki bir balıkçı ile Georgia’daki bir çiftçi, hayatlarında ilk kez aynı duygusal deneyimi paylaştılar. Bu, "Amerikalı" kimliğinin oluşmasındaki ilk sosyal tutkaldı. insanlar artık kendilerini sadece bir ingiliz tebaası olarak değil, ortak bir ruhani kaderi paylaşan yeni bir topluluk olarak görmeye başladılar.
Büyük Uyanış Tek Başına Yeterli miydi?
Gelelim can alıcı soruya: Amerikan zihniyet devrimini tetikleyen şey gerçekten sadece bu dini uyanış mıydı? Cevap, hem evet hem hayır. Büyük Uyanış, halkın duygularını ve cesaretini harekete geçirdi; ancak bu cesaretin oturacağı bir mantık çerçevesine ve ekonomik bir itici güce de ihtiyaç vardı.
Büyük Uyanış’ı bir "yangın" olarak düşünürsek, bu yangının yayılması için gereken oksijeni Aydınlanma (Enlightenment), odunları ise ingiltere’nin ekonomik baskıları sağladı. Din halkı birleştirdi ama John Locke’un "sosyal sözleşme" teorileri bu birliğe bir amaç verdi. Büyük Uyanış olmasaydı, devrim sadece birkaç entelektüelin (Jefferson, Adams, Franklin) odalarında tartıştığı bir teori olarak kalabilirdi. Öte yandan, sadece Büyük Uyanış olsaydı, hareket siyasi bir devrime dönüşmek yerine sadece bir dizi yeni tarikatın doğuşuyla sınırlı kalabilirdi.
Amerikan zihnini "ingiliz tebaası" olmaktan çıkarıp "özgür vatandaş" olmaya iten diğer devasa taşlar şunlardır:
Aydınlanma ve Rasyonalizm: Büyük Uyanış kalbe hitap ederken, Aydınlanma akla hitap ediyordu. John Locke’un "yaşam, özgürlük ve mülkiyet" hakları hakkındaki fikirleri, Amerikalılara otoritenin Tanrı’dan değil, halkın rızasından geldiğini öğretti. Bu, Büyük Uyanış’ın "bireysel kurtuluş" fikrinin siyasi izdüşümüydü.
"Salutary Neglect" (Faydalı ihmal) Dönemi: ingiltere, uzun yıllar kolonileri kendi hallerine bıraktı. Bu dönemde Amerikalılar kendi meclislerini kurdular, kendi vergilerini topladılar ve kendi kendilerini yönetmeye alıştılar. ingiltere 1760'larda geri gelip "şimdi otoriteyi tekrar ele alıyorum" dediğinde, Amerikalılar zaten ergenliğini bitirmiş ve kendi evini yönetmeye başlamış bir çocuk gibi itiraz ettiler.
Vahşi Doğa ve Frontier (Sınır) Psikolojisi: Amerika’nın coğrafyası, Avrupa’nın feodal yapısına izin vermiyordu. Balta girmemiş ormanlarda hayatta kalmak için asalet unvanına değil, beceriye ve dayanıklılığa (rugged individualism) ihtiyaç vardı. Coğrafya, Amerikalıyı doğal bir demokrat ve bireyci olmaya zorladı.
Matbaa Devrimi ve Okuryazarlık: Kolonilerde okuryazarlık oranı Avrupa’nın çoğundan yüksekti. Thomas Paine’in "Common Sense" (Sağduyu) broşürü gibi metinler, en ücra köylere kadar ulaşıp karmaşık siyasi fikirleri halkın anlayacağı dile tercüme etti. Bilginin bu kadar hızlı yayılması, ortak bir kamuoyu oluşturdu. - takvim
-
amerikan devrimi
(yale - Being a British american)
(hist 116 - 3)
Profesör Joanne Freeman bu dersinde, Amerikan kolonistlerinin ana vatan ingiltere'den hangi noktalarda ayrıştığını ve ingiliz Amerikalı kimliğinin nasıl oluştuğunu detaylı bir şekilde anlatıyor. Derste öne çıkan tüm detaylar maddeler halinde şöyledir:
• Dersin temel amacı, kolonistlerin neden ve nasıl direnç göstermeye başladığını anlamak için onların zihin yapısını ve yaşam koşullarını incelemektir. Profesör, kolonistlerin en çok haklarını aradıkları anlarda aslında en çok ingiliz gibi hissettiklerini hatırlatarak söze başlıyor.
• 18. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, kolonilerde yaşayan insanların çoğu artık ingiltere'yi hiç görmemiş, birkaç nesildir Amerika'da yaşayan kişilerden oluşuyordu. Bu durum, onların ingiliz tebaası olma fikrine duygusal olarak bağlı kalsalar da, gerçekte ingiltere'deki hayattan farklı bir pratik geliştirmelerine neden olmuştu.
• Marylandli bir doktor olan Alexander Hamilton'ın (kurucu baba olan değil) 1744 yılındaki seyahat günlüğünden örnekler verilerek dönemin ruhu yansıtılıyor. Hamilton'ın gözlemleri, kolonilerdeki dini yapıyı, sosyal karmaşayı ve bölgesel gururu gözler önüne seriyor.
• Hamilton'ın günlüğünde rastladığı bir revivalist (dini uyanış yanlısı) ile olan diyaloğu, dönemin yoğun dindarlığını gösteriyor. Hamilton adamın doktrinleriyle alay ettiğinde, adamın ona kurtuluşun olmadığını ve lanetlendiğini söylemesi, dini konuların ne kadar sert tartışıldığını kanıtlıyor.
• Bir meyhanede karşılaşılan üç adamın hikayesi, kolonilerdeki sosyal sınıf belirsizliğini anlatıyor. Bu adamlar beyefendi gibi davranmaya çalışıyor, kaba konuşuyor ve sürekli özür diliyorlardı. Hamilton'a göre bu durum, kolonilerde farklı sınıfların bir arada sosyalleştiğini ama herkesin bir statü farkı hissettiğini gösteriyordu.
• Pennsylvania'daki bir meyhanede oturan masadaki çeşitlilik dikkat çekicidir. iskoçlar, Hollandalılar, Almanlar, irlandalılar ve farklı mezheplerden Hristiyanların yanı sıra bir Yahudi'nin de aynı masada olması, kolonilerin ne kadar büyük bir etnik ve dini çeşitliliğe sahip olduğunu kanıtlıyor.
• Koloniler arası rekabet ve gurur da günlükte kendine yer buluyor. Pennsylvanialıların, Maryland'in yollarının taşsız olmasını bir ahlaksızlık ve tembellik belirtisi olarak görüp kendi taşlı yollarıyla övünmeleri, o dönemde insanların kolonilerini kendi ülkeleri gibi gördüklerini gösteriyor.
• Profesör Freeman, kolonistlerin ingilizlerden ayrışmasının üç temel nedenini sıralıyor: göç edenlerin karakteri, yaşam koşulları ve ingiliz yönetim biçimi.
• ilk neden olan göçmen karakteri, bu insanların risk alıcı olmalarıyla açıklanıyor. Aylar süren tehlikeli bir yolculuğu göze alan, statükoyu kabul etmeyen ve hayatını iyileştirmek için her şeyi geride bırakan bu insanlar, doğaları gereği bağımsızlık ruhuna sahipti.
• ikinci neden olan yaşam koşullarında mülkiyetin önemi vurgulanıyor. Amerika'da toprağın bol olması, insanların ingiltere'de hayal bile edemeyecekleri kadar kolay mülk sahibi olmalarını sağladı. Bu da onlara ekonomik ve kişisel bir bağımsızlık kazandırdı.
• Mülkiyetin yaygın olması, siyasi katılımı da doğrudan etkiliyordu. ingiltere'de beyaz erkeklerin sadece yüzde 20'si oy kullanabilirken, mülkiyet hakkı sayesinde kolonilerde bu oran yüzde 60 ile 80 arasındaydı. Bu, sıradan insanların siyasi sürece dahil olma ve onu etkileme bilincini geliştirdi.
• Seçim günlerinin kolonilerde bir festival havasında geçtiği, adayların seçmenlere içki ısmarladığı ve gizli oy yerine herkesin önünde sözlü olarak kime oy verdiğini beyan ettiği anlatılıyor. Bu kişisel ve yüz yüze iletişim, siyasetin halkın çok daha içinde olmasını sağlıyordu.
• Sosyal yapı açısından koloniler bir orta sınıf toplumu olarak tanımlanıyor. ingiltere'deki gibi saray hayatı ve aşırı zengin bir soylu sınıfı veya tamamen topraksız köylüler yoktu. Toplumun en üstü ve en altı tıraşlanmış gibiydi, bu da toplumsal hareketliliği daha kolay kılıyordu.
• Büyük Uyanış adı verilen dini hareketin (1730-1760) koloniler üzerindeki etkisi büyüktü. Jonathan Edwards'ın Tanrı'nın gazabını anlatan meşhur vaazları, bireyin kendi günahlarından tövbe ederek kurtuluşu seçebileceği fikrini aşıladı. Bu, bireysel güçlenme ve otoriteyi sorgulama duygusunu pekiştirdi.
• Benjamin Franklin'in ünlü vaiz George Whitefield'ı dinlerken yaşadığı deneyim aktarılıyor. Franklin, bir bilim insanı merakıyla vaizin sesinin kaç kişiye ulaştığını ölçmeye çalışırken, sonunda vaazın etkisine kapılıp cebindeki tüm altın ve gümüş paraları bağış tabağına boşaltmıştır.
• Sınır boylarındaki hayatın zorlukları, hem bireysel bağımsızlığı hem de yerli halklara karşı savunma ihtiyacıyla oluşan topluluk bilincini güçlendirdi. Ayrıca bol gıda ve geniş alanlar sayesinde kolonistlerin ingiltere'deki insanlardan fiziksel olarak daha iri ve sağlıklı olduğu belirtiliyor.
• Üçüncü temel neden olan ingiliz yönetimi, uzun süre kolonileri kendi haline bırakmıştı (faydalı ihmal). Bu süreçte koloniler kendi meclislerini kurmuş, kendi yasalarını yapmış ve kendi kendilerini yönetme pratiği kazanmışlardı. 1760'lara gelindiğinde koloniler aslında neredeyse bağımsız birer devlet gibi işleyen kurumlara sahipti.
• ingiliz subaylarının kolonistleri yasa tanımaz ve başına buyruk kişiler olarak görmesi, iki kültür arasındaki kopukluğu gösteriyor. Bu bağımsız ruh, devrim sırasında disiplinli bir ordu kurmaya çalışan George Washington için büyük bir sorun teşkil edecekti çünkü askerler canları istediğinde eve dönme eğilimindeydi.
• Sonuç olarak, risk alan karakter, mülkiyet sahibi olma, geniş oy hakkı, dini uyanışın verdiği bireysel güç ve ingiltere'nin gevşek yönetimi, Amerikan Devrimi'nin zeminini hazırlayan temel taşlar olarak sunuluyor. Bir sonraki derste Damga Vergisi ile bu biriken enerjinin nasıl çatışmaya dönüşeceği anlatılacak. -
amerikan devrimi
(yale - Being a British Colonist)
(hist 116 - 2)
Bu derste Profesör Joanne Freeman, 18. yüzyılın ortalarında Amerikan Devrimi'nin hemen öncesinde Kuzey Amerika kolonilerinde yaşayan bir Britanya kolonisti olmanın ne anlama geldiğini ve bu insanların zihin yapısını detaylıca inceliyor. Profesörün anlatımındaki tüm detaylar şu şekildedir:
• Dersin temel amacı, hem kolonistlerin hem de Britanya makamlarının mantığını anlamak ve bu iki farklı mantığın nasıl karşı karşıya gelerek bir savaşa yol açtığını keşfetmektir. Devrim sürecini yaşayan insanların dünyayı nasıl gördüğüne odaklanılır.
• 18. yüzyılın ortalarında bir kolonist olsaydınız, büyük ihtimalle Atlantik kıyısı boyunca bir yerleşimde yaşıyor olurdunuz. Nüfusun kıyıda toplanmasının pratik nedenleri ticaret, gemicilik ve iletişim kolaylığıydı. Ayrıca iç kısımlarda, topraklarını kaybetmekten hoşnut olmayan ve potansiyel olarak tehlikeli görülen yerli halklara karşı ciddi bir korku vardı.
• 1770 yılı civarında kolonilerin toplam nüfusu yaklaşık 2 milyondu. Bu sayı o dönem için oldukça yüksektir ve 1700'den 1770'e kadar geçen 70 yılda nüfusun 200 binlerden bu seviyeye çıkması muazzam bir büyüme hızını gösterir. Nüfus her on yılda bir yüzde 30 ile 40 arasında artıyordu.
• Kolonistler kendilerini devasa bir imparatorluğun parçası olarak görüyorlardı. Kuzeyde Kanada, güneyde şeker adaları olarak bilinen Batı Hint Adaları ve batıda ise vahşi bir doğa vardı. Ancak kolonistler için asıl yön doğuydu. Doğu, yani ingiltere, medeniyetin, kültürün ve siyasi sofistikasyonun merkeziydi. Bir kolonist için Britanyalı olmak, bu merkeze ait olmak demekti.
• Profesör, Benjamin Rush'ın hikayesini bu bağlılığa örnek olarak verir. Rush, Londra'da kralın tahtını gördüğünde adeta kutsal bir topraktaymış gibi hissettiğini ve tarif edilemez duygular yaşadığını anlatır. Bu, o dönemdeki insanların monarşiye ve imparatorluk sembollerine duyduğu derin hayranlığı gösterir.
• Britanyalı kolonistler, dünyanın en özgür ulusuna ait oldukları için büyük bir gurur duyuyorlardı. Onlara göre Britanya imparatorluğu zorla değil, sevgi, ortak kültür, gelenek ve dil bağlarıyla birbirine bağlıydı. Bu dönemde özgürlük kavramı hayattan bile daha değerli görülüyordu. Özgürlük olmadan yaşamanın anlamsız olduğu düşünülüyordu.
• Kolonistlerin bu dönemdeki heyecanlı ve abartılı görünen söylemleri sadece propaganda değil, samimi duygulardı. Özellikle 1760'lardaki Fransız ve Kızılderili Savaşı'nda Britanya ordusuyla omuz omuza savaşarak Fransızları yenmeleri, kolonistlerin Britanya tebaası olma gururunu zirveye taşımıştı.
• Tüm bu gurura rağmen, kolonistlerde derin bir aşağılık kompleksi de vardı. Kendilerini imparatorluğun kıyısında, vahşi bir doğanın kenarında yaşayan kaba saba taşralılar olarak görüyorlardı. ingiltere'deki kıyafetlerin daha moda, evlerin daha görkemli ve entelektüel hayatın daha zengin olduğu düşüncesi hakimdi.
• Bu kompleksi yenmek için bazıları Amerikan konuşma tarzlarından veya mimarisinden dolayı özür dilerken, bazıları kolonilerin ingiltere'nin küçük bir minyatürü olduğunu savunuyordu. Diğer bir grup ise ingiltere'nin yozlaştığını ve asıl saf Britanya erdemlerinin kolonilerde korunduğunu iddia ediyordu.
• Britanyalılar da kolonistlere pek nazik bakmıyordu. Onları medeni dünyadan uzak, kaba saba insanlar olarak nitelendiriyorlardı. Hatta Britanyalı tüccarların, kolonistlerin anlamayacağını düşünerek kolonilere sürekli hasarlı veya modası geçmiş ikinci kalite mallar gönderdiği belirtiliyor.
• Profesör, bu onaylanma ihtiyacının ve dışlanma korkusunun devrimden sonra bile sürdüğünü belirtir. 1789'da John Adams, yeni seçilen George Washington için sadece başkan denilmesine şiddetle karşı çıkmış, bu unvanın kriket kulübü başkanlarını çağrıştırdığını ve yabancı kralların karşısında Washington'ın küçük düşeceğini savunmuştur.
• Sosyal yapı açısından koloniler bir hiyerarşi üzerine kuruluydu. Herkes yerini bilmeli, üstündekine saygı göstermeli ve altındakinden hürmet beklemeliydi. Ancak Amerika'daki yapı ingiltere'den farklıydı; en tepedeki asiller ve en alttaki köylü sınıfı burada yoktu. Toplum daha çok orta sınıf bir yapıya sahipti.
• Kolonilere gelenlerin çoğu hayatını iyileştirmek isteyen yoksullar, mirastan pay alamayan mülksüz soylu çocukları, dini azınlıklar veya hapisle koloniler arasında seçim yapmak zorunda kalan suçlulardı.
• Zengin olmak isteyenler için en cazip ama en zor yer Batı Hint Adaları'ydı. Buradaki plantasyon sahipleri sadece para odaklıydı, yiyeceklerini bile dışarıdan ithal ediyorlardı. Birçok kişi buraya gelip servet yapıp hemen ingiltere'ye dönerek mülkünü oradan yönetmeyi hayal ediyordu.
• Virginia gibi güney kolonilerine gelen bazı soylu çocukları ise fiziksel çalışmayı kendilerine yediremedikleri için açlıktan ölmeyi bile göze alabiliyorlardı. Bunun bir örneği olarak Nathaniel Bacon anlatılır. Kendini üstün gören Bacon, kendi gibi öfkeli gençleri toplayıp toprak ele geçirmek için yerlilere saldırmış ve yönetime kızıp Jamestown'ı yakmıştır.
• Amerika'da unvanlar ve kıyafetler çok önemliydi çünkü gerçek bir aristokrasinin olmadığı yerde statüyü kanıtlamanın yolu buydu. Özellikle askeri unvanlar hayat boyu kullanılırdı. Birine yanlışlıkla albay yerine kaptan demek, bir düelloya neden olacak kadar ağır bir hakaret sayılabiliyordu.
• Yale ve Harvard gibi üniversitelerde bile öğrenciler alfabetik sıraya göre değil, ailelerinin sosyal rütbesine göre listeleniyordu. Mezuniyet törenlerinde konuşma süreleri bile bu rütbeye göre belirleniyordu. Bu yüzden not sisteminin icat edilmesi büyük bir demokratik rahatlama olarak karşılanmıştır; çünkü insanlar artık sosyal sınıflarına göre değil, başarılarına göre değerlendirilebileceklerdi.
• Siyasi haklar konusunda kolonistler kendilerini özgür doğmuş ingiliz tebaası olarak görüyorlardı. 1760'lara kadar Britanya hükümeti kolonileri kendi hallerine bırakmıştı; bu döneme faydalı ihmal deniliyordu. Bu süreçte kolonistler kendi yasalarını yapmış ve ingiliz haklarına derinden bağlanmışlardı.
• Fransız ve Kızılderili Savaşı'ndan sonra Britanya hükümeti kolonileri daha sıkı denetlemeye ve vergilendirmeye başladığında, kolonistler bu durumun ingiliz haklarına bir saldırı olduğunu düşündüler. Britanyalılar kolonistlerin bazı haklarını göç ederek kaybettiklerini savunurken, kolonistler imparatorluk için vahşi doğayı evcilleştirdiklerini ve bu yüzden daha fazla hak ettiklerini iddia ediyorlardı.
• Sonuç olarak ders, kolonistlerin Britanya'ya karşı isyan ederken aslında en saf haliyle ingiliz haklarını savunduklarını, yani ironik bir şekilde en çok Britanyalı hissettikleri anda Britanya'ya başkaldırdıklarını vurgulayarak sona eriyor. -
amerikan devrimi
(yale - introduction: Freeman's Top Five Tips for Studying the Revolution)
(hist 116 - 1)
Dersin başlangıcında öğrencilerin devrim hakkında sahip olduğu genel kanılara değiniliyor. Çoğu kişinin aklına Bağımsızlık Bildirgesi, George Washington, bazı savaşlar ve Paul Revere gibi isimlerin geldiği ancak devrimin bir isimler ve savaşlar dizisinden çok daha karmaşık olduğu belirtiliyor.
Devrimin sadece bir savaştan ibaret olmadığı vurgulanıyor. 18. yüzyılın ortalarında yaşayan birçok kişi için savaşın devrimin sadece küçük bir parçası, hatta bazen devrimin kendisi bile olmadığı ifade ediliyor.
Profesör, John Adams'ın 1815 yılında Thomas Jefferson'a yazdığı bir mektuptan alıntı yapıyor. Adams bu mektupta savaşın devrimin bir parçası olmadığını, asıl devrimin insanların zihinlerinde gerçekleştiğini savunuyor. Adams'a göre bu zihinsel değişim, 1760 ile 1775 yılları arasında, yani ilk kan dökülmeden önceki 15 yıllık süreçte tamamlanmıştı.
Benjamin Rush'ın 1787 tarihli bir yazısına da yer veriliyor. Rush, insanların Amerikan Savaşı ile Amerikan Devrimi terimlerini birbirine karıştırdığını söylüyor. Ona göre savaş bitmiş olsa da devrim devam etmektedir ve o ana kadar gerçekleşenler bu büyük dramanın sadece ilk perdesidir.
Devrimin sadık ingiliz tebaası olan kolonistlerin zamanla öfkeli devrimcilere ve sonunda Amerikalılara dönüşme sürecini temsil ettiği anlatılıyor. Bu değişim, monarşinin reddedilip demokratik bir cumhuriyete yönelinmesini, gücün merkezden çevreye çekilmesini ve azınlığın iktidarından çoğunluğun iktidarına geçilmesini içeren dramatik bir icat süreci olarak tanımlanıyor.
O dönemde kolonilerin birbirlerinden çok kopuk olduğu ve adeta bağımsız devletçikler gibi hareket ettikleri belirtiliyor. Koloniler arasında bir iletişim geleneği bulunmadığı, bir kolonistin ana vatan ingiltere hakkında diğer koloniler hakkında bildiğinden daha fazla bilgiye sahip olduğu anlatılıyor. Kuzeylilerin ve güneylilerin birbirlerini tuhaf aksanlı yabancılar olarak gördükleri ifade ediliyor.
Birleşik bir ulus kurma fikrinin o zamanlar büyük bir sürpriz olduğu ve birçok kişinin bunun asla işe yaramayacağını düşündüğü vurgulanıyor. Yeni hükümetin bir deney olarak görüldüğü ve 1790'larda yazılan mektuplarda bu hükümet beş yıldan fazla sürerse ne yapılması gerektiği gibi belirsizliklerin dile getirildiği aktarılıyor.
Dersin yapısı hakkında bilgi veriliyor. Dersin hem kronolojik hem de tematik bir yol izleyeceği, olayların akışının yanı sıra büyük resme ve bağlama da odaklanılacağı söyleniyor.
Okuma listesinde yer alan eserlerden bahsediliyor. Gordon Wood'un devrimin ne kadar radikal olduğunu tartıştığı kitabı, Robert Gross'un Lexington ve Concord'daki sıradan insanların hayatını anlatan eseri, Bernard Bailyn'in devrimci ideoloji hakkındaki çalışmaları ve Ray Raphael'in Kızılderililer, Afrikalı Amerikalılar, kadınlar ve sadıklar gibi farklı grupların deneyimlerini inceleyen halk tarihi kitabı bu listede bulunuyor.
Thomas Payne'in Sağduyu eseri ve Federalist Yazılar üzerinde duruluyor. Federalist Yazılar'ın objektif belgeler değil, yeni anayasayı halka benimsetmek için yazılmış öznel ticari reklamlar gibi değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Ayrıca Bağımsızlık Bildirgesi, anayasa, gazete kupürleri ve mektuplar gibi birincil belgelerin de inceleneceği söyleniyor.
Profesör Freeman, devrimi incelemek için beş önemli ipucu paylaşıyor. Birinci ipucu, devrim savaşı gerçekleri balonundan kaçınmaktır. Sadece bilinen isim ve tarihlere takılıp kalmamak, hikâyenin arkasındaki daha derin anlamlara odaklanmak gerektiği vurgulanıyor.
ikinci ipucu, kelimelerin anlamı üzerine düşünmektir. 1776 veya 1787 yıllarındaki kelimelerin bugünkünden farklı anlamlar taşıyabileceği belirtiliyor. Örnek olarak demokrasi kelimesi veriliyor. O dönemde demokrasi, temsil yerine her bireyin bizzat katıldığı bir yönetim biçimi olarak görülüyor ve çoğu kişi tarafından kaosla eşdeğer tutuluyordu. Alexander Hamilton demokrasiyi bir hastalık olarak görürken, Jefferson bunun sadece küçük kasabalarda uygulanabileceğini düşünüyordu.
Üçüncü ipucu, kurucu babaların da insan olduğunun hatırlanmasıdır. Onların her şeyi bilen ilahlar değil, korkan, hata yapan ve geleceği göremeyen normal insanlar oldukları vurgulanıyor. Kendilerini hollow ground yani boşlukta yürüyormuş gibi hissettikleri, kurdukları sistemin her an çökebileceği endişesini taşıdıkları ifade ediliyor. James Madison'ın anayasa yazımına hazırlanmak için tüm tarih boyunca kurulmuş hükümetleri inceleyip artı ve eksi listeleri yapması, bu insanların arayış içinde olduklarının bir örneği olarak veriliyor.
Profesör, dersin sadece yurtsever odaklı olmayacağını, ingilizlerin de bir mantığı olduğunu belirterek onların bakış açısına da yer verileceğini söylüyor. ingiliz yetkililerin kolonistleri kaba ve yozlaşmış olarak gördüğü bazı küstahça alıntılar paylaşılıyor. Ayrıca Yale başkanının elinde silahla savaşa katıldığı New Haven Savaşı'ndan da kısaca bahsediliyor.
Dördüncü ipucu, sadece kuruculardan ibaret olmayan bir devrimden bahsettiğimizdir. Devrim, toplumun her düzeyinden insanın katıldığı bir halk ayaklanmasıdır. Profesör, John Adams'ın dürüst, mizah anlayışı olan ve bazen kendini küçümseyen karakteri nedeniyle ders boyunca sık sık bir rehber olarak kullanılacağını belirtiyor. Adams'ın HBO dizisindeki tasvirinin aksine her olayın içinde bizzat yer almadığı uyarısı yapılıyor.
Beşinci ve son ipucu, ihtimaliyet ve belirsizlik durumunu unutmamaktır. O dönemdeki insanların geleceği bilmedikleri, hiçbir sonucun önceden belirlenmiş olmadığı vurgulanıyor. Her şeyin her an ters gidebileceği düşüncesinin yarattığı yüksek tansiyonun, dönemin dilindeki aşırı sert ve dramatik ifadelerin asıl sebebi olduğu anlatılıyor. Devrimi anlamak için sonucun bilinmediği o anki belirsiz atmosferin içine girmek gerektiği söylenerek ders bitiriliyor. -
the american revolution
https://oyc . yale.edu/history/hist-116
-
theories and methods in the study of history
https://ocw.mit.edu/cours...udy-of-history-fall-2022/
https://ocw.mit.edu/cours...fall-2014/pages/syllabus/
https://ocw.mit.edu/cours...udy-of-history-fall-2010/
https://ocw.mit.edu/cours...ical-methods-spring-2002/
https://ocw.mit.edu/cours...ical-methods-spring-2003/
https://ocw.mit.edu/cours...ical-methods-spring-2004/ -
maarif model
neyi sansürledin aq
-
maarif model
Modelin temel hedefi olan yetkin ve erdemli insan profilini oluştururken on farklı alt profil özelliği tanımlanmıştır. Bu özelliklerin sadece teorik olarak bilinmesi yeterli değildir; öğretmenlerin derslerinde bu profilleri geliştirecek uygulamalara yer vermesi esas alınmaktadır.
Ahlaklı profil özelliği; adil olmayı, başkalarının haklarına saygı duymayı, güvenilirliği, tabiat ve toplumsal olaylara duyarlılığı, saygıyı ve dürüstlüğü kapsar. Bu profili geliştirmek için öğretmenler sınıfta toplumsal sorunlara yönelik örnekler üzerinden tartışmalar yürütebilir. Örneğin hayvan hakları konusunda öğrencilere yetkili olsalardı neler yapabilecekleri sorulabilir. Ayrıca toplu taşımada başkalarının haklarına saygı gibi günlük yaşamdan videolar izletilerek hak gaspı üzerine farkındalık oluşturulabilir. Toplumda yankı uyandırmış hukuki vakalar üzerinden adalet kavramı tartışılarak öğrencilerin adil olma yönü desteklenebilir.
Bilge profil özelliği; sanata ve kültüre duyarlı olmayı, bağımsız düşünebilmeyi, belagat sahibi olmayı, bilgiyi paylaşmayı ve ilme ulaşmayı ifade eder. Bu profil epistemolojik bütünlükle doğrudan ilişkilidir. Belagat sahibi olmak, dilin inceliklerini doğru kullanmak ve Türkçeye hakim olmak anldıbına gelir. Bu yönü geliştirmek için istanbul gibi tarihi dokusu olan yerlerde Topkapı Sarayı gibi mekanlara geziler düzenlenebilir. Gezi sonrası öğrencilere bağımsız düşüncelerini yazdırarak ve araştırmaya dayalı sunumlar yaptırarak hem kültürel duyarlılık hem de bilgiyi paylaşma becerisi artırılabilir. Ayrıca yabancı kelimelerden arındırılmış kompozisyon çalışmalarıyla dil becerileri desteklenebilir.
Cesaretli profil özelliği; yiğitlik, mertlik, inisiyatif alma, destekleyici olma, risk alma ve girişimcilik özelliklerini içerir. Cesaretli bir birey kendi kabuğundan çıkıp yaratıcı düşünebilen kişidir. Girişimcilik ve risk alma burada anahtar kavramlardır. Öğrencilere daha önce kimsenin yapmadığı ama yapıldığında faydalı olacak bir ürün tasarlatmak ve bunun pazarlanması üzerine kurgu yaptırmak bu profili geliştirir. inisiyatif alma becerisi ise karar verme sürecinin bir ön adımı olarak vurgulanır.
Estetik profil özelliği; sanat yeteneklerinin farkında olmayı ve bunları kullanmayı, zarif, ölçülü ve seçici olmayı kapsar. Zarif kavramı, aklı selim, kalbi selim ve zevki selimin birleşimi olarak iyi, doğru ve güzel iş yapmak şeklinde tanımlanır. Ölçülü olmak ise aşırılıktan kaçıp dengeyi kurmaktır. Seçici olmak, fark etmez anlayışından uzak durup bilinçli tercihler yapmayı gerektirir. Eğitimde görsel sanatlar veya teknoloji tasarım derslerinde sergiler açmak, bir sanat eserinin kendi kültürümüzle uyumunu ve ölçülülüğünü tartışmak estetik yönü güçlendirir.
iradeli profil özelliği; kararlılık, iddialı olma, tutarlılık, özgüven, sorumluluk alma, ilkeli duruş ve öfke kontrolü özelliklerinden oluşur. Bu profilin geliştirilmesinde münazara ve tartışma teknikleri oldukça etkilidir. Münazarada öğrencinin kendi tezini savunurken iddialı olması, tutarlı argümanlar üretmesi ve jüri önünde özgüvenli durması gerekir. Bu süreçte yaşanan gerginliklerde öğretmenin rehberliğiyle öfke kontrolü sağlanarak iradeli profil desteklenir.
Merhametli profil özelliği; şefkatli, affedici, iyiliksever, yardımsever, paylaşımcı ve sevecen olmayı ifade eder. Kadim kültürümüzde geniş yer bulan bu profil, sosyal sorumluluk projeleriyle hayata geçirilir. Okullarda deprem veya sel gibi afetler için yardımlar toplamak, okul bahçesinde hayvanlar için barınaklar yapmak veya kermes gelirleriyle mama bağışında bulunmak merhamet duygusunu pekiştirir. Huzurevi ziyaretleri de bu kapsamda değerlendirilen önemli etkinliklerdendir.
Sağlıklı profil özelliği; sağlıklı beslenmeyi, düzenli uyku ve dinlenmeyi, spor yapmayı, temizliği, bağımlılıklardan kaçınmayı ve manevi sağlığı korumayı kapsar. Okullarda uzmanların katılımıyla bağımlılıkla mücadele ve narkotik farkındalık seminerleri düzenlenmesi bu profile hizmet eder. Ayrıca düzenli yaşamın akademik başarıya etkileri üzerine ödevler verilmesi veya okul içi sportif egzersiz programları uygulanması sağlıklı yaşam bilincini artırır.
Sorgulayıcı profil özelliği; meraklı olmayı, eleştirel düşünmeyi, işbirliği yapmayı, esnekliği, araştırmacılığı ve problem çözmeyi temel alır. Öğretmenler sınıfta neden gökkuşağı çıkar gibi merak uyandırıcı sorular sorarak araştırma sürecini tetikleyebilir. Grup ödevleriyle toplumsal bir problemin belirlenmesi ve işbirliği içinde çözülmesi sorgulayıcı bireyler yetiştirilmesini sağlar.
Üretken profil özelliği; hayalleri ve hedefleri olmayı, çalışkanlığı, öğrenme isteğini, azim ve sabrı, iletişime açık olmayı ve yaratıcılığı içerir. Üretken birey, sentez düzeyinde beceriler sergiler. Bu profili desteklemek için Aziz Sancar gibi dünyaca ünlü bilim insanlarının biyografileri ve çalışma disiplinleri öğrencilere örnek gösterilebilir. Onların azim ve sabır hikayeleri, öğrencilerde öğrenme isteği ve yaratıcılık yönünde bir ilham kaynağı oluşturur.
Vatansever profil özelliği; bayrak sevgisini, Türkçeye sahip çıkmayı, vatanı ve milleti savunmayı, devlet bilincini, milli ve manevi değerlere bağlılığı ve ülke çıkarlarını korumayı kapsar. Kurtuluş Savaşı gibi konular işlenirken vatan ve bayrak bilinci aşılanır. Tarihi mekanlara gezilerle tarih bilinci kazandırılır. Ayrıca Türkçenin doğru ve etkili kullanımı hem vatanseverlik hem de bilgelik profilinin ortak noktası olarak görülür. Yazılı olmayan ancak eğitim ortamında kendiliğinden gerçekleşen örtük program süreçleri de bu değerlerin kazandırılmasında aktif rol oynar.
Programın uygulanışında titizlikle hazırlanan bir bütünlük gözetilmektedir. Konular birbirinin ön koşulu olacak şekilde planlanmıştır ve tek bir listede kafa karışıklığına yer vermeden sunulmaktadır. Model; pragmatizm, yeniden kurmacılık ve ilerlemecilik gibi felsefi temellerin bir finali niteliğindedir. Bu süreçte sadece bilgi aktarımı değil, öğrencilerin karakter gelişimini sağlayacak örnek olaylar ve pratik uygulamalar ön planda tutulmaktadır. -
maarif model
(bünyamin atalay r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 4 - öğrenci profili 2/2)
Modelin temel hedefi olan yetkin ve erdemli insan profilini oluştururken on farklı alt profil özelliği tanımlanmıştır. Bu özelliklerin sadece teorik olarak bilinmesi yeterli değildir; öğretmenlerin derslerinde bu profilleri geliştirecek uygulamalara yer vermesi esas alınmaktadır.
Ahlaklı profil özelliği; adil olmayı, başkalarının haklarına saygı duymayı, güvenilirliği, tabiat ve toplumsal olaylara duyarlılığı, saygıyı ve dürüstlüğü kapsar. Bu profili geliştirmek için öğretmenler sınıfta toplumsal sorunlara yönelik örnekler üzerinden tartışmalar yürütebilir. Örneğin hayvan hakları konusunda öğrencilere yetkili olsalardı neler yapabilecekleri sorulabilir. Ayrıca toplu taşımada başkalarının haklarına saygı gibi günlük yaşamdan videolar izletilerek hak gaspı üzerine farkındalık oluşturulabilir. Toplumda yankı uyandırmış hukuki vakalar üzerinden adalet kavramı tartışılarak öğrencilerin adil olma yönü desteklenebilir.
Bilge profil özelliği; sanata ve kültüre duyarlı olmayı, bağımsız düşünebilmeyi, belagat sahibi olmayı, bilgiyi paylaşmayı ve ilme ulaşmayı ifade eder. Bu profil epistemolojik bütünlükle doğrudan ilişkilidir. Belagat sahibi olmak, dilin inceliklerini doğru kullanmak ve Türkçeye hakim olmak anldıbına gelir. Bu yönü geliştirmek için istanbul gibi tarihi dokusu olan yerlerde Topkapı Sarayı gibi mekanlara geziler düzenlenebilir. Gezi sonrası öğrencilere bağımsız düşüncelerini yazdırarak ve araştırmaya dayalı sunumlar yaptırarak hem kültürel duyarlılık hem de bilgiyi paylaşma becerisi artırılabilir. Ayrıca yabancı kelimelerden arındırılmış kompozisyon çalışmalarıyla dil becerileri desteklenebilir.
Cesaretli profil özelliği; yiğitlik, mertlik, inisiyatif alma, destekleyici olma, risk alma ve girişimcilik özelliklerini içerir. Cesaretli bir birey kendi kabuğundan çıkıp yaratıcı düşünebilen kişidir. Girişimcilik ve risk alma burada anahtar kavramlardır. Öğrencilere daha önce kimsenin yapmadığı ama yapıldığında faydalı olacak bir ürün tasarlatmak ve bunun pazarlanması üzerine kurgu yaptırmak bu profili geliştirir. inisiyatif alma becerisi ise karar verme sürecinin bir ön adımı olarak vurgulanır.
Estetik profil özelliği; sanat yeteneklerinin farkında olmayı ve bunları kullanmayı, zarif, ölçülü ve seçici olmayı kapsar. Zarif kavramı, aklı selim, kalbi selim ve zevki selimin birleşimi olarak iyi, doğru ve güzel iş yapmak şeklinde tanımlanır. Ölçülü olmak ise aşırılıktan kaçıp dengeyi kurmaktır. Seçici olmak, fark etmez anlayışından uzak durup bilinçli tercihler yapmayı gerektirir. Eğitimde görsel sanatlar veya teknoloji tasarım derslerinde sergiler açmak, bir sanat eserinin kendi kültürümüzle uyumunu ve ölçülülüğünü tartışmak estetik yönü güçlendirir.
iradeli profil özelliği; kararlılık, iddialı olma, tutarlılık, özgüven, sorumluluk alma, ilkeli duruş ve öfke kontrolü özelliklerinden oluşur. Bu profilin geliştirilmesinde münazara ve tartışma teknikleri oldukça etkilidir. Münazarada öğrencinin kendi tezini savunurken iddialı olması, tutarlı argümanlar üretmesi ve jüri önünde özgüvenli durması gerekir. Bu süreçte yaşanan gerginliklerde öğretmenin rehberliğiyle öfke kontrolü sağlanarak iradeli profil desteklenir.
Merhametli profil özelliği; şefkatli, affedici, iyiliksever, yardımsever, paylaşımcı ve sevecen olmayı ifade eder. Kadim kültürümüzde geniş yer bulan bu profil, sosyal sorumluluk projeleriyle hayata geçirilir. Okullarda deprem veya sel gibi afetler için yardımlar toplamak, okul bahçesinde hayvanlar için barınaklar yapmak veya kermes gelirleriyle mama bağışında bulunmak merhamet duygusunu pekiştirir. Huzurevi ziyaretleri de bu kapsamda değerlendirilen önemli etkinliklerdendir.
Sağlıklı profil özelliği; sağlıklı beslenmeyi, düzenli uyku ve dinlenmeyi, spor yapmayı, temizliği, bağımlılıklardan kaçınmayı ve manevi sağlığı korumayı kapsar. Okullarda uzmanların katılımıyla bağımlılıkla mücadele ve narkotik farkındalık seminerleri düzenlenmesi bu profile hizmet eder. Ayrıca düzenli yaşamın akademik başarıya etkileri üzerine ödevler verilmesi veya okul içi sportif egzersiz programları uygulanması sağlıklı yaşam bilincini artırır.
Sorgulayıcı profil özelliği; meraklı olmayı, eleştirel düşünmeyi, işbirliği yapmayı, esnekliği, araştırmacılığı ve problem çözmeyi temel alır. Öğretmenler sınıfta neden gökkuşağı çıkar gibi merak uyandırıcı sorular sorarak araştırma sürecini tetikleyebilir. Grup ödevleriyle toplumsal bir problemin belirlenmesi ve işbirliği içinde çözülmesi sorgulayıcı bireyler yetiştirilmesini sağlar.
Üretken profil özelliği; hayalleri ve hedefleri olmayı, çalışkanlığı, öğrenme isteğini, azim ve sabrı, iletişime açık olmayı ve yaratıcılığı içerir. Üretken birey, sentez düzeyinde beceriler sergiler. Bu profili desteklemek için Aziz Sancar gibi dünyaca ünlü bilim insanlarının biyografileri ve çalışma disiplinleri öğrencilere örnek gösterilebilir. Onların azim ve sabır hikayeleri, öğrencilerde öğrenme isteği ve yaratıcılık yönünde bir ilham kaynağı oluşturur.
Vatansever profil özelliği; bayrak sevgisini, Türkçeye sahip çıkmayı, vatanı ve milleti savunmayı, devlet bilincini, milli ve manevi değerlere bağlılığı ve ülke çıkarlarını korumayı kapsar. Kurtuluş Savaşı gibi konular işlenirken vatan ve bayrak bilinci aşılanır. Tarihi mekanlara gezilerle tarih bilinci kazandırılır. Ayrıca Türkçenin doğru ve etkili kullanımı hem vatanseverlik hem de bilgelik profilinin ortak noktası olarak görülür. Yazılı olmayan ancak eğitim ortamında kendiliğinden gerçekleşen örtük program süreçleri de bu değerlerin kazandırılmasında aktif rol oynar.
Programın uygulanışında titizlikle hazırlanan bir bütünlük gözetilmektedir. Konular birbirinin ön koşulu olacak şekilde planlanmıştır ve tek bir listede kafa karışıklığına yer vermeden sunulmaktadır. Model; pragmatizm, yeniden kurmacılık ve ilerlemecilik gibi felsefi temellerin bir finali niteliğindedir. Bu süreçte sadece bilgi aktarımı değil, öğrencilerin karakter gelişimini sağlayacak örnek olaylar ve pratik uygulamalar ön planda tutulmaktadır. -
maarif model
(bünyamin atalay r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 3 - öğrenci profili 1/2)
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin nihai ve temel amacı, yetkin ve erdemli insan yetiştirmektir. Bu hedef, modelin bütün aşamalarında merkeze alınan ana ilkedir.
Öğrenci profilinin iki temel ayağından ilki olan yetkinlik, bireyin bir alanla ilgili hem teorik hem de pratik düzeyde bilgi ve beceri sahibi olmasıdır. Bu durum sadece bilmeyi değil, bildiğini beceriye dökerek işlevsel hale getirmeyi de kapsar.
Yetkinlik kavrdıbına örnek olarak bir öğrencinin ingilizceyi sadece gramer olarak bilmesi değil, bu dili etkili bir şekilde konuşup yazabilmesi gösterilir. Aynı şekilde meslek lisesinden mezun olan bir öğrencinin iş hayatında başarılı olması onun o alanda yetkin olduğunu kanıtlar. Yetkinliğin temelindeki anahtar kavram liyakattir.
Öğrenci profilinin ikinci ayağı olan erdemlilik ise bireyin ruhsal olgunluk seviyesini ifade eder. Erdemli bir insan; alçak gönüllü, sevecen ve affedici olma gibi yüksek insani niteliklere sahiptir. Bu kavramın merkezinde ahlak olgusu yer alır.
Erdemli davranışlara örnek olarak, kopya çekme imkanı varken ve kimse görmüyorken bile dürüstlüğü tercih ederek kopya çekmemek verilir. Ayrıca sınıf içinde arkadaşları kendisiyle dalga geçse bile kin gütmeden onları affedebilmek erdemli bir insan profilinin göstergesidir.
Modelde yetkin ve erdemli insan yetiştirilirken bütüncül bir anlayış dikkate alınır. Bütüncül eğitim; bilgi, eylem ve değerlerin (veya becerinin) bir arada sunulmasını hedefler. Bu yaklaşım öğrencinin bilişsel, duyuşsal ve psikomotor yönlerini aynı anda geliştirmeyi amaçlayan bütünlük ilkesiyle uyumludur.
Yetkin ve erdemli insan profilinin dört temel dayanağı bulunmaktadır. Bunlar ontolojik bütünlük, epistemolojik bütünlük, zamansal bütünlük ve aksiyolojik olgunluktur.
Ontolojik bütünlük, varlık felsefesiyle ilgilidir ve insanı ruh ve bedenden oluşan ayrılmaz bir bütün olarak görür. insanı sadece zihinsel bir varlık olarak değil, bedensel ve ruhsal ihtiyaçları olan bir canlı olarak kabul eder.
Öğretmenlerin ontolojik bütünlüğü desteklemek için derslerinde eğitsel oyunlar, drama ve rol oynama gibi tekniklere yer vermesi gerekir. Bu tür aktiviteler öğrenciye hem bilişsel hem ruhsal (duyuşsal) hem de hareket odaklı (psikomotor) katkı sağlayarak onu bütünsel olarak geliştirir.
Epistemolojik bütünlük, bilgi felsefesidir. Bilginin nasıl elde edileceği, nasıl düşünüleceği ve elde edilen bilginin günlük hayatta nasıl kullanılacağı ile ilgilenir. Temel amacı öğrencinin çok yönlü düşünme becerisini geliştirmektir.
Epistemolojik bütünlük kapsamında idealizm (akıl ve sezgi yoluyla bilgi) ve realizm (deney ve gözlem yoluyla bilgi) bakış açıları harmanlanır. Öğrencilerin lateral (yanal) düşünme, eleştirel düşünme ve analitik düşünme becerileri desteklenir. Örnek olarak altı şapkalı düşünme tekniği gibi çok yönlü bakış açısı kazandıran yöntemler bu temel altındadır.
Zamansal bütünlük, bireyin hem kendi geçmişinden hem de toplumun geçmişinden dersler çıkararak geleceği inşa etmesi sürecidir. Geçmişteki uygulamaların ve kültürün merkeze alınarak bireyin kültüre uyumunun kolaylaştırılması hedeflenir.
Bu temeli desteklemek adına yansıtıcı düşünme becerisi kullanılır. Geçmişteki eğitim programlarının artı ve eksilerinin muhasebesini yapmak veya tarihsel empati kurarak geçmişi doğru anlamak zamansal bütünlüğün pratik örnekleridir. Amaç, geçmişten kopmadan daha sağlam bir gelecek planlamaktır.
Aksiyolojik olgunluk, değerler felsefesiyle ilgilidir. Bu temel, bireyin etik (ahlaki) ve estetik (sanatsal/güzellik) değerleri önemsemesini ve bunları hayatına uygulamasını amaçlar. iyi, doğru ve güzel gibi değerlerin eylemlere yansıtılması beklenir.
Aksiyolojik olgunluğu geliştirmek için öğrencilerin çevre düzenleme projeleri yapması, parkların estetik görünümüne katkı sağlaması veya sanatsal sergiler düzenlemesi gibi örnekler verilir. Bir işi yaparken sadece teknik olarak değil, aynı zamanda etik kurallara uyarak ve estetik bir değer katarak yapmak aksiyolojik olgunluğun bir göstergesidir.
Özetle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli; ruh ve beden dengesini kurmuş, bilgiyi hayata yansıtabilen, geçmişinden güç alan ve değerlerini davranışa dönüştüren çok yönlü bir öğrenci profili oluşturmayı hedeflemektedir. -
maarif model
(bünyamin atalay r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 2 - genel yapı ve temel anlayış)
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin en temel hedeflerinden biri, her türlü ideolojinin üzerinde milli bir şahsiyet oluşturmaktır. Bu milli şahsiyetlerin bir araya gelerek ortak bir toplumu inşa etmesi esas alınmaktadır. Eğitimin toplumu yeniden inşa etme işlevi vurgulandığı için bu yaklaşım felsefi olarak yeniden kurmacılık eğitim felsefesiyle doğrudan ilişkilidir.
Modelin yetiştirmeyi amaçladığı birey profili; eleştirel düşünebilen, problem çözebilen, inisiyatif alıp karar verebilen ve sorumluluk üstlenen bireylerden oluşmaktadır. Bireyin bu şekilde merkeze alınması ve aktif bir rol üstlenmesi, modelin ilerlemecilik eğitim felsefesinden de beslendiğini göstermektedir.
Eğitim anlayışı sadece mevcut çağa ayak uydurmayı yeterli görmemektedir. Bireylerin değişen dünyaya adapte olmasının yanı sıra, bizzat medeniyeti inşa edecek bir donanıma sahip olmaları hedeflenmektedir. Bu yönüyle savunma sanayi, sağlık, ulaşım ve eğitim gibi alanlarda sadece teknolojiyi kullanan değil, yeni teknolojiler ve ürünler üreterek geleceği tasarlayan bir nesil arzulanmaktadır.
Modelin karakteristik yapısını oluşturan üç temel kavram aklı selim, kalbi selim ve zevki selimdir. Aklı selim, olaylara sağduyulu ve itidalli yaklaşarak doğru işler yapmayı; kalbi selim, vicdanlı ve iyi kalpli olarak iyi işler yapmayı; zevki selim ise estetik bir anlayış ve etik olgunlukla güzel işler yapmayı ifade eder. Bu üç özelliği kendinde toplayan bireyler kadim kültürümüzde zarif bireyler olarak tanımlanır ve Maarif Modeli tam olarak bu zarif bireyleri yetiştirmeyi hedeflemektedir.
Eğitim, herkesin hayat boyu erişebileceği bir süreç olarak tasarlanmıştır. Bu yaklaşım, eğitimin okul binalarıyla sınırlı kalmayıp yaşamın her alanında devam etmesi gerektiğini savunan hayat boyu öğrenme anlayışıyla uyumludur. Milli eğitimin temel ilkelerinden biri olan süreklilik ilkesi de bu süreci desteklemektedir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde eğitim hem bir hak hem de bir ödev olarak nitelendirilmektedir. Zorunlu eğitim kapsamında bu hizmeti almak her vatandaşın hakkıdır. Ancak toplumun refahı, güvenliği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin dinamik vizyonuna katkı sağlamak amacıyla bu eğitimi almak ve kendini geliştirmek birey için aynı zamanda milli bir ödevdir.
Fırsat eşitliği modelin vazgeçilmez bir parçasıdır. Devletin sağladığı burslar, krediler, ücretsiz kitap dağıtımı ve taşımalı eğitim gibi uygulamalarla her öğrencinin eğitime eşit şartlarda ulaşması hedeflenmektedir. Ayrıca inanç, kimlik veya sosyoekonomik durum gibi farklılıkların birer dezavantaj haline dönüşmemesi için gerekli önlemlerin alınması amaçlanır. Bu durum milli eğitimin genellik ve eşitlik ilkeleriyle örtüşmektedir.
Bütüncül eğitim yaklaşımı modelin merkezinde yer almaktadır. Bu yaklaşım, bireyin sadece zihinsel gelişimini değil; bilişsel, duyuşsal ve psikomotor yani fiziksel gelişimini bir bütün olarak desteklemeyi esas alır. Çok yönlü gelişim, bütüncül eğitimin temel amacıdır.
Bilme ve sorumluluk kavramları arasındaki ilişki üzerinde durulmaktadır. Bilgiye sahip olmak yani bilme tek başına yeterli değildir. Sahip olunan bu bilginin toplum yararına kullanılması ve hayata geçirilmesi sorumluluk olarak tanımlanır. Bireyin bilgisini sadece kendine saklamayıp toplumsal sorunları çözmek için kullanması teşvik edilmektedir.
Türkçenin korunması ve doğru kullanılması temel bir politika olarak belirlenmiştir. Türkçe, model içerisinde bütünleştirici ve birleştirici bir değer olarak görülmektedir. Dilin doğru kullanılması, kültürel değerlerin nesilden nesile aktarılması süreci olan kültürlemenin de ana anahtarı olarak kabul edilmektedir.
Öğrenme ortamlarının esnek ve özgür olması hedeflenmektedir. Bireyin ilgi ve yeteneklerini keşfedebileceği, kendini baskı altında hissetmeden geliştirebileceği modern tasarımlı eğitim ortamları planlanmaktadır.
Eğitimde kalıcılığı sağlamak için disiplinler arası bir anlayış benimsenmiştir. Bir dersin sadece kendi sınırları içinde anlatılmayıp diğer derslerle ilişkilendirilmesi esastır. Örneğin kuraklık konusu hayat bilgisi dersinde işlenirken aynı zamanda Türkçe dersinde buna uygun bir metin, müzik dersinde ise ilgili bir parça ile desteklenerek öğrenmenin derinleşmesi sağlanır.
Model, statik bir yapı yerine dinamik ve güncellenebilir bir yapıya sahiptir. Değişen şartlara ve gelen geri bildirimlere göre esnetilebilir bir karakter sergilemektedir.
Öğrenciler arasında yarıştırıcı ve ayrıştırıcı yaklaşımlardan uzak durulmaktadır. Bunun yerine farklılaştırılmış öğretim teknikleri uygulanmaktadır. Bu teknikle, her öğrenci özel bir birey olarak görülür; ihtiyacı olanlara destekleme eğitimleri verilirken, potansiyeli yüksek olanlar için zenginleştirilmiş içerikler sunulur.
Öğretim programlarının genel özellikleri çerçevesinde 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun ikinci maddesinde yer alan genel amaçlarla tam uyum aranmaktadır. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık ve milli değerlere saygı bu amaçların başında gelir.
Programlar aynı zamanda 2015 yılından bu yana uygulanan Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi ile uyumlu hale getirilmiştir. Avrupa Yeterlilikler Çerçevesi'ne paralel olarak hazırlanan bu yapı, eğitim kademeleri arasındaki standartları ve yeterlilikleri belirleyerek ulusal ve uluslararası geçerliliği desteklemektedir. -
maarif model
(bünyamin atalay r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 1 - genel yapı ve temel anlayış)
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, aynı zamanda 2024 programları olarak da adlandırılmaktadır ve 2024-2025 öğretim yılı itibarıyla resmi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Programın uygulanması tüm sınıf düzeylerinde aynı anda başlamamıştır; kademeli bir geçiş planlanmıştır. Şu anki ilk aşamada okul öncesi, 1. sınıf, 5. sınıf ve 9. sınıflarda uygulanmaktadır.
Bu kademeli geçiş süreci bir nevi pilot uygulama niteliği taşımaktadır. Öğretmen yansıtmaları adı verilen mekanizma ile bu sınıflarda ders veren öğretmenlerden programın işleyişi, eksikleri ve karşılaşılan problemler hakkında geri bildirimler alınmaktadır.
Öğretmenlerden gelen bu dönütler sayesinde programdaki hataların düzeltilmesi ve bir sonraki yıl diğer sınıflara yayılırken sürecin daha az hatayla yürütülmesi hedeflenmektedir.
Hiyerarşik yapı bakımından Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli genel bir eğitim programıdır. Bu geniş kapsamlı yapının içerisinde Türkçe, matematik, müzik gibi derslerin kendi öğretim programları yer almaktadır.
Eğitim programı kapsamı en geniş ve ayrıntısı en az olan çerçeveyken, öğretim progrdıbına inildikçe kapsam daralmakta ancak ders özelindeki ayrıntılar artmaktadır.
Modelin üzerine oturduğu temel vizyon ve zemin köklerden geleceğe anlayışıdır. Bu anlayış geçmişten sadece beslenmeyi değil, geçmişten alınan ilhamla geleceği bizzat inşa etmeyi hedefler.
Programın temelinde sadece çağa ayak uyduran değil, çağı bizzat kurgulayan ve inşa eden bireyler yetiştirme arzusu vardır. Bu yönüyle eğitim felsefeleri arasında özellikle yeniden kurmacılık ve ilerlemecilik ön plandadır.
Model tek bir felsefeye dayanmak yerine eklektik bir yapı sergiler. Ağırlıklı olarak ilerlemeci ve yeniden kurmacı olsa da, yer yer esasicilik ve daimicilik unsurlarını da barındırır.
Köklerden geleceğe anlayışı aynı zamanda 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yer alan Türk kültürünün ve dilinin korunarak gelecek nesillere aktarılması ilkesiyle, yani Atatürk milliyetçiliği ile uyumludur.
Köklerden geleceğe bakış açısının birinci boyutu geçmişten ilham alarak geleceği tasarlamaktır. Buna örnek olarak Vecihi Hürkuş gibi tarihi şahsiyetlerin çalışmalarından esinlenerek günümüzde insansız hava araçları veya yerli savunma sistemleri tasarlamak gösterilebilir.
Bir diğer örnek geleneksel aile yapısının korunarak modernize edilmesidir. Burada büyüklere saygı ve yardımlaşma gibi köklü değerlerden kopmadan, modern çağın getirdiği bireysel yaşam alanlarına ve özgür düşünceye de yer açılması kastedilir.
Kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerin modern teknolojilerle harmanlanması da bu kapsamdadır. Halı dokuma veya çinicilik gibi el sanatlarının yaygın eğitim veya sargın eğitim yoluyla usta çırak ilişkisi içinde yaşatılması ve geleceğe taşınması hedeflenir.
Köklerden geleceğe anlayışının ikinci boyutu geçmişten dersler çıkararak geleceği güvenli şekilde oluşturmaktır. Bu süreç yansıtıcı düşünme becerisini ve eğitimin tarihi temellerini temel alır.
Geçmişteki eğitim uygulamalarına bakılarak yapılan hataların analiz edilmesi ve yeni programlar hazırlanırken bu hatalardan kaçınılması bir muhasebe sürecidir. Köy enstitüleri veya geçmişteki farklı program denemeleri bu tarihi süzgeçten geçirilir.
Tarihteki bilimsel başarılar da bu modelin dayanakları arasındadır. Uluğ Bey’in Semerkant’taki astronomi çalışmaları veya Takiyüddin’in istanbul’daki rasathanesi gibi kademeli tarihsel birikimlerden beslenilerek gelecek vizyonu oluşturulur.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin beş temel bileşeni bulunmaktadır. Birinci bileşen temel yaklaşımdır ve programın hangi felsefi anlayışla hazırlandığını tanımlar.
ikinci bileşen öğrenci profilidir. Burada yetkin ve erdemli insan profili hedeflenir; bu profilin altında adil, bilge, cesaretli, üretken ve vatansever gibi alt nitelikler yer alır.
Üçüncü bileşen beceriler çerçevesidir. Bu çerçeve fiziksel, duyuşsal ve bilişsel becerilerin bir sentezini içerir.
Dördüncü bileşen erdem-değer-eylem çerçevesidir. Bu başlıkta değerler eğitiminin sadece teoride kalmaması, bizzat eyleme dönüşerek erdemli bir hayat tarzı oluşturması üzerinde durulur.
Beşinci ve son bileşen ise tüm bu unsurların bir araya gelerek oluşturduğu bütüncül eğitim anlayışıdır. Bu yapıların tamamı birleşerek modelin genel iskeletini meydana getirir. -
öğrenme psikolojisi
(bülent tanık r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 3 - öğrenmeyi etkileyen faktörler 2/2)
Öğrenmeyi etkileyen yöntemle ilgili faktörler
Dersin ilk kısmında yöntemle ilgili faktörler ele alınmıştır. Bunlardan ilki olan katılım faktörü, genellikle öğrenenle ilgili bir özellikmiş gibi algılansa da aslında öğretmenin seçtiği yöntemle doğrudan ilişkilidir. Bir öğretmenin ders boyunca düz anlatım yapması durumunda öğrenci istese de derse katılamaz; ancak soru cevap veya tartışma gibi yöntemler kullanıldığında katılım gerçekleşir. Bu nedenle katılım, yönteme bağlı bir faktördür. Öğrencinin derse aktif katılımı arttıkça, bilginin kalıcılığı da aynı oranda artmaktadır. Bizzat hazırlanan veya dahil olunan bir sunumun diğerlerinden daha iyi hatırlanması buna bir örnektir.
Zaman faktörü, öğrenmeye ayrılan sürenin nasıl kullanıldığıyla ilgilidir ve ikiye ayrılır. Toplu öğrenme, dar bir zaman diliminde çok yoğun bir çalışma yapılmasıdır; sınavdan bir gece önce sabaha kadar çalışmak buna örnektir. Aralıklı öğrenme ise çalışmanın geniş bir zamana yayılmasıdır; örneğin on gün boyunca her gün birer saat çalışmak. Her iki yöntemde de toplam çalışma süresi aynı olsa bile, toplu öğrenenler sınavda başarılı olabilse de bilgiyi çok çabuk unuturlar. Aralıklı öğrenenler ise bilgiyi uzun süre hatırda tutarlar.
Konunun yapısı faktörü içerikle ilgilidir ve yine iki alt başlıkta incelenir. Bütün halinde çalışma, bir içeriğin konu bütünlüğünü bozmadan, bölümleri atlamadan sırasıyla çalışılmasıdır. Örneğin matematik öğrenirken toplama ve çıkarma öğrenilmeden çarpmaya geçilememesi, konunun bütün halinde ve aşamalı çalışılmasını zorunlu kılar. Parçalara bölerek çalışma ise içeriğin birbirinden bağımsız modüllerden oluşması durumunda tercih edilir. Fizik, kimya ve biyoloji gibi birbirini doğrudan engellemeyen dersler istenilen sırayla çalışılabilir. Sözel malzemelerde ise en verimli yol önce bütüne bakmak, sonra parçalara ayırmak ve tekrar bütünde birleştirmektir.
Zaman ve konunun yapısı arasındaki farka çok dikkat edilmelidir. Eğer bir örnekte çalışmanın günlere veya saatlere yayılmasından bahsediliyorsa bu zaman faktörüdür. Eğer çalışmanın hangi sırayla yapılacağı veya konunun ön koşul özellikleri vurgulanıyorsa bu konunun yapısı ile ilgilidir.
Sonuç hakkında bilgilendirme, yani geri bildirim veya dönüt faktörü, öğrenciye öğrenme durumu hakkında bilgi verilmesidir. Bir sınav sonucunu söylemek, verilen bir cevaba doğru veya yanlış demek, hata yapıldığında düzeltme yapmak veya sadece gülümsemek birer geri bildirimdir. Sıklıkla deneme sınavı çözmenin veya testlerde cevap anahtarına bakmanın faydası, bireyin sürekli olarak başarı durumu hakkında sonuç almasını ve hatalarını görmesini sağlamasıdır. Bu durum öğrenme başarısını doğrudan artırır.
Öğrenmeyi etkileyen malzeme ile ilgili faktörler
Öğrenme malzemesiyle ilgili faktörlerin ilki telaffuz edilebilirliktir. Bu, öğrenme malzemesinin (kitap, atlas veya öğretmen) dilini bilmek ve anlamak demektir. Bir malzemenin içeriğini aktarabilmesi için telaffuz edilebilir olması bir ön koşuldur. Örneğin Çince bilmeyen birine verilen çok kaliteli bir psikoloji kitabı, o dili anlamadığı sürece hiçbir işe yaramaz.
Algısal ayırt edilebilirlik, malzemedeki önemli kısımların diğerlerinden daha belirgin hale getirilmesidir. Ders notlarında bazı yerlerin büyük harfle yazılması, daire içine alınması, renkli kalemle yazılması veya altının çizilmesi algısal ayırt edilebilirliği artırır. Bu işlem, dikkatimizi o noktaya çekerek öğrenmeyi kolaylaştırır.
Kavramsal basamaklar dizini, bir kavramı oluşturan veya onunla ilişkili olan alt kavramların bir arada ve bütün halinde gösterilmesidir. Bu yapı nesneldir ve kavram haritalarına benzer. Örneğin sayıların doğal sayılar, rasyonel sayılar şeklinde sınıflandırılması herkes için aynıdır. Bu tür bir organizasyon, malzemenin zihinde daha kolay kodlanmasını sağlar.
Çağrışımsal anlam, bir kavramın bireyde oluşturduğu öznel ve kişisel anlamdır. Çağrışımlar insanların önceki yaşantılarına dayandığı için her bireyde farklılık gösterir. Örneğin ayna kelimesi birine makyajı, birine bir müzik grubunu, bir diğerine ise yaşadığı bir kaza sonrası gördüğü kanı çağrıştırabilir. Öğrenmede çağrışımsal anlam kullanmak, yeni bilgileri kişisel hayat hikayesiyle ilişkilendirmektir. Kendi tuttuğumuz notların başkası için anlamsız olup bizim için çok etkili olması bu öznel çağrışımlardan kaynaklanır.
Çağrışımsal basamaklar, bir çağrışımın bir başka çağrışımı doğurma sürecini izlemektir. Örneğin deniz kelimesi birinde tatil, zıpkın ve balık sırasını izlerken, bir başkasında idam ve darbe çağrışımlarını tetikleyebilir. Bu yapı nesnel değildir, tamamen bireyseldir ve zihin haritalarına benzer.
Dersin sonunda, bu faktörlerin sınavda doğrudan tanımlar veya örnekler üzerinden sorulabileceği gibi, tablodaki üst ve alt başlıkların eşleştirilmesi şeklinde de karşımıza çıkabileceği belirtilmiştir. Bir sonraki aşamada davranışçı, bilişsel davranışçı ve bilişsel olarak ayrılan öğrenme kuramlarına geçiş yapılacaktır. -
öğrenme psikolojisi
(bülent tanık r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 2 - öğrenmeyi etkileyen faktörler 1/2)
Öğrenmeyi etkileyen faktörler genel olarak öğrenenle ilgili faktörler, yöntemle ilgili faktörler ve malzemeyle ilgili faktörler olmak üzere üç ana başlığa ayrılır. Bu derste sadece öğrenenden kaynaklanan temel faktörler ele alınmıştır.
Türe özgü hazır oluş veya doğuştan donanım, bir türün belli bir davranışı yapabilmek için gerekli olan biyolojik ve anatomik yapıya sahip olmasıdır. Bu kavram donanımsal bir özellik taşır. Örneğin insanın uçamaması kanatlarının olmamasından kaynaklanır, yani insan uçmak için gerekli türe özgü hazır oluşa sahip değildir. Balıkların su altında nefes alabilmesi ise solungaç donanımlarına yani bu türe özgü hazır oluşa sahip olmalarıyla ilgilidir.
Aynı türden iki canlı arasında yaş, yetenek veya ilgi gibi farklar olabilir ancak türe özgü hazır oluşları daima aynıdır. Örneğin iki farklı insanın öğrenme kapasiteleri farklı olsa da fiziksel donanımları insan türüne özgü olarak aynıdır. Bir kargaya konuşma öğretilemezken bir papağana öğretilebilmesi, karganın ses tellerinin bu donanıma sahip olmamasıyla yani türe özgü hazır oluşunun farklı olmasıyla açıklanır.
Türe özgü hazır oluş, öğrenenle ilgili faktörler arasında en temel ön koşuldur. Uygun donanım yoksa o davranışın öğrenilmesi veya sergilenmesi asla mümkün değildir.
Olgunlaşma, bir canlının belli bir davranışı gerçekleştirebilecek bilişsel ve fiziksel yeterlilik düzeyine ulaşmasıdır. Olgunlaşma öğrenme yaşantılarından bağımsızdır ve biyolojik bir süreçtir. Örneğin beş yaşındaki bir çocuğun gömlek düğmelerini ilikleyememesi donanım eksikliği değil, ellerindeki küçük kasların henüz yeterince olgunlaşmamış olmasıdır. Aynı şekilde altı yaşındaki bir çocuğun soyut kavramları kavrayamaması bilişsel olgunlukla ilgilidir.
Türe özgü hazır oluş ile olgunlaşma arasındaki ilişki hiyerarşiktir. Bir davranışın yapılabilmesi için önce uygun donanım olmalı, sonra o donanım yeterli olgunluğa erişmelidir. Bu nedenle en büyük ön koşul türe özgü hazır oluştur, sonrasında olgunlaşma gelir. Kanadı olmayan bir kuşun (donanım eksikliği) uçma yeteneğinin olgunlaşması söz konusu bile olamaz.
Genel uyarılmışlık ve kaygı düzeyi, bir canlının çevredeki uyarıcıları ne kadar algılayabileceğini belirler. Uyarılmışlık düzeyi kalp atış hızıyla doğru orantılıdır. Kalp atışı hızlandıkça uyarılmışlık artar, yavaşladıkça düşer.
Düşük uyarılmışlık hali uyuklama, yorgunluk veya koma gibi durumları kapsar. Bu durumda organizma dışarıdan gelen uyarıcıları alamadığı için öğrenme hızı minimuma düşer. Yüksek uyarılmışlık hali ise panik, dehşet, aşırı korku ve stres anlarıdır. Bu durumda da organizma odağını kaybettiği için öğrenme hızı yine minimuma düşer.
Öğrenmenin en üst seviyede gerçekleştiği durum orta düzeyde uyarılmışlıktır. Bu seviyede ne uyku hali ne de aşırı korku vardır; her şey normal seviyededir. Bu ilişki grafik üzerinde bir çan eğrisi şeklinde gösterilir ve buna optimal uyarılma eğrisi denir. Uyarılmışlığın artması bir noktaya kadar öğrenmeyi desteklerken, o noktadan sonra (orta seviye aşıldığında) öğrenmeyi zorlaştırır.
Uyarılmışlık seviyesini orta düzeyde tutmak için çalışma ortdıbının sıcaklığı (çok sıcak uyutur, çok soğuk panikletir), aydınlatması (loş ışık uyutur, spot ışık stres yapar) ve oturma şekli (uzanmak uyutur, ayakta durmak yorar) gibi unsurlar hayati önem taşır.
Kaygı da uyarılmışlık ile benzer bir yapıya sahiptir. Tamamen kaygısızlık öğrenmeyi engellerken, aşırı kaygı da öğrenilecek şeylerin bile karıştırılmasına neden olur. Bir miktar kaygı ise kişiyi öğrenmeye teşvik eden olumlu bir güçtür.
Güdü, motivasyon veya istek olarak tanımlanan kavram, organizmayı bir davranışa iten güçtür. Güdünün temelinde ihtiyaçlar yatar. Güdülenme süreci ihtiyaç, dürtü, güdü, davranış ve doyumdan oluşan bir döngüdür. ihtiyaç yoksa güdü oluşmaz, güdü oluşmazsa öğrenme davranışı gerçekleşmez.
Öğrencilere bir şeyi öğretebilmek için öncelikle o konuya ihtiyaç duyduklarına ikna edilmeleri gerekir. Günlük hayatta işine yaramayacağını düşünen bir öğrenci o konuyu öğrenmeye güdülenmez. Bu yüzden öğretmenin en önemli görevi, öğretimden önce öğrencide öğrenme isteği ve ihtiyacı oluşturmaktır.
Güdüler doğuştan gelme durumuna göre birincil ve ikincil olarak ikiye ayrılır. Birincil güdüler fizyolojik ihtiyaçlara (açlık, susuzluk, uyku) dayanır ve öğrenilmemiştir. ikincil güdüler ise başarı, statü ve saygınlık gibi yaşantılar yoluyla kazanılan, fizyolojik olmayan güdülerdir.
Güdüler kaynağına göre içsel ve dışsal olarak da sınıflandırılır. içsel güdülerde kaynak bireyin kendisidir (merak, ilgi, hobi ve tüm birincil güdüler). Dışsal güdülerde ise kaynak para, ödül veya not gibi çevresel etkenlerdir. Dışsal güdüler zamanla içselleşebilir (not için çalışırken konuya ilgi duymak gibi) veya içsel bir güdü zamanla dışsal bir amaca hizmet edebilir.
Eski yaşantılar başlığı altında öğrenmenin aktarılması ve ket vurma konuları incelenir. Bu konuları ayırt etmek için öncelikle durumun birey için iyi mi yoksa kötü mü olduğuna bakılır.
Meydana gelen durum birey için iyiyse ve süreç bilişsel veya psikomotor (hareket odaklı) bir öğrenme içeriyorsa buna olumlu aktarma veya pozitif transfer denir. Örneğin bisiklet sürmeyi bilmenin motosiklet öğrenmeyi kolaylaştırması olumlu aktarmadır.
Meydana gelen durum birey için kötüyse ve etkinlik psikomotor bir yapıdaysa buna olumsuz aktarma veya negatif transfer denir. Örneğin buzdolabının kapağının açılış yönü değiştiğinde elin sürekli eski yöne gitmesi bir hareket alışkanlığı olduğu için olumsuz aktarmadır. Araba, uçak veya traktör gibi araçların kullanımındaki alışkanlık çatışmaları da bu gruba girer.
Meydana gelen durum birey için kötüyse ve etkinlik bilişsel (bilgi odaklı) bir yapıdaysa buna ket vurma denir. Ket vurma ikiye ayrılır. Eğer yeni bilgiye ihtiyaç duyulurken eski bilgi hatırlanıp karıştırılıyorsa buna ileriye ket vurma denir (yeni şifre yerine eski şifreyi girmek veya yeni evlendiğinde eski soyadını kullanmak gibi). Eğer eski bilgiye ihtiyaç duyulurken yeni bilgi araya girip hatırlamayı zorlaştırıyorsa buna geriye ket vurma denir (ingilizce kelimeyi hatırlamaya çalışırken yeni öğrenilen Latince karşılığının akla gelmesi gibi).
Sonuç olarak öğrenenle ilgili faktörleri doğru analiz etmek için bilişsel veya psikomotor ayrımına, uyarılmışlık seviyesinin dengesine ve bireyin ihtiyaç duyduğu motivasyon kaynağına dikkat etmek gerekmektedir. -
öğrenme psikolojisi
(bülent tanık r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 1 - öğrenme nedir?)
Öğrenme psikolojisi dersinin başlangıcında öncelikle bu ders kapsamında ele alınacak konular ve kuramlar genel hatlarıyla tanıtılmaktadır. Davranışçı kuramlar başlığı altında Pavlov, Skinner, Watson, Guthrie ve Thorndike gibi isimlerin yaklaşımları incelenirken, bilişsel davranışçı kuramlar içinde Tolman ve Bandura'nın çalışmaları ele alınacaktır. Son aşamada ise Gestalt kuramı ve Gagne'nin bilgi işleme kuramı gibi bilişsel süreçlere odaklanan yaklaşımlar üzerinde durulacaktır.
Öğrenmenin en genel ve bilimsel tanımı, bir organizmanın davranışlarında yaşantı yoluyla oluşan, kalıcı ya da izli olan değişimlerdir. Bu tanımdaki üç temel unsur olan yaşantı, kalıcılık ve değişim kriterleri bir sürecin öğrenme olup olmadığını belirler.
Her davranış değişikliği bir öğrenme değildir. Örneğin alkol veya uyarıcı maddelerin etkisiyle ortaya çıkan, hastalık veya yorgunluk nedeniyle görülen geçici değişimler öğrenme kabul edilmez. Çünkü bu durumlar kalıcı değildir; alkolün etkisi geçince veya kişi dinlenince davranış eski haline döner.
Doğuştan gelen refleksler, içgüdüler veya homeostatik denge davranışları da öğrenme değildir. Bunun temel sebebi bu davranışların yaşantı yoluyla değil, genetik mirasla hazır olarak gelmesidir. Yaşantı doğumla başlarken, bu özellikler doğum anında zaten mevcuttur.
Davranış kavramı, bir organizmanın her türlü etkinliğini ifade eder. Bir eylemin davranış olması için mutlaka bilinçli olması veya dışarıdan görülmesi şart değildir. Yürümek veya yazmak gibi dışarıdan gözlenebilen eylemlere açık davranış, rüya görmek veya düşünmek gibi dışarıdan fark edilemeyen süreçlere ise kapalı davranış denir.
Davranışlar temel olarak üç grupta sınıflandırılır. Bunlar doğuştan gelen davranışlar, geçici davranışlar ve öğrenilmiş davranışlardır. Doğuştan gelen ve geçici olanlar, öğrenilmemiş davranışlar kategorisine girer.
Refleks ve içgüdü arasındaki farkları bilmek önemlidir. Refleksler türe özgü değildir, yani birçok canlı türünde benzer şekilde görülür; örneğin göz kırpma veya nefes alma böyledir. içgüdü ise sadece o türe özgüdür; örümceğin ağ örmesi veya arının altıgen petek yapması buna örnektir.
Reflekslerde dışsal bir uyarıcı belirgindir ve davranış bir veya birkaç kas hareketiyle gerçekleşen basit bir yapıdadır. Ayrıca refleksler belirli bir süre ertelenebilir; örneğin nefesimizi bir süre tutabiliriz. içgüdüler ise çok daha karmaşık bir davranış örüntüsüdür, ertelenemezler ve uyarılma genellikle organizmanın içinden gelir.
içgüdülerin temel amacı türün devamlılığını sağlamaktır, reflekslerin amacı ise organizmanın o anki varlığını korumaktır. Bilimsel olarak insanda içgüdü yoktur; çünkü insan türünü devam ettirmek için biyolojik bir zorunluluğa değil, aklına ve zekasına ihtiyaç duyar.
Annelik gibi davranışlar tam anlamıyla bir içgüdü değil, hormonların etkisiyle ortaya çıkan içgüdüsel davranışlardır. Bir eylemin içgüdü olması için o türün tüm üyelerinde aynı şekilde görülmesi gerekir ancak insanlarda çocuk istemeyen veya çocuğuna zarar veren bireylerin olması bunun biyolojik bir içgüdü olmadığını gösterir.
Homeostatik davranışlar vücudun iç dengesini koruma çabasıdır. Vücut ısısının ayarlanması için terlemek veya titremek, kan basıncının dengelenmesi için su veya tuz ihtiyacı hissetmek bu denge arayışının sonuçlarıdır. Bunlar da öğrenme değil, metabolik tepkilerdir.
Geçici davranışlar başlığında uyuşturucu ve alkol gibi maddelerin etkisi detaylandırılmaktadır. Bağımlılık yapan maddeler beyindeki nöronlar arasındaki doğal ödül mekanizmasını taklit ederek bu yapıyı aşındırır. Bu aşınma nedeniyle kişi aynı hazzı almak için her seferinde daha fazla maddeye ihtiyaç duyar. Bağımlılığın biyolojik bir tedavisi yoktur, sadece bağımlılıkla yaşamayı öğrenmek mümkündür.
Sakatlık durumlarında ortaya çıkan doğrudan sonuçlar öğrenme değildir. Örneğin sağ kolu kırılan birinin yazı yazamaması geçici bir durumdur. Ancak bu kişinin sağ kolu iyileşene kadar sol eliyle yazmayı denemesi ve başarması bir öğrenmedir; çünkü bu yeni beceri kalıcı bir iz bırakır ve ileride ihtiyaç duyulduğunda daha kolay sergilenir.
Bir davranışın öğrenme olup olmadığını anlamanın en pratik yolu yeni doğmuş bebek testidir. Yeni doğmuş bir bebeğe o uyarıcıyı sunduğumuzda bebek tepki veriyorsa o davranış doğuştan geliyordur. Eğer bebek tepki vermiyor ama biz veriyorsak bu öğrenilmiştir.
Yüzün kızarması örneği üzerinden gidersek; soğukta kalan bebeğin yüzü kızarır, bu doğuştan gelen doğal bir tepkidir. Ancak yalan söylediği için veya sevdiği birini gördüğü için yüzü kızaran birinin bu tepkisi öğrenilmiştir; çünkü bebek yalanın ne olduğunu veya o kişinin özel bir anlamı olduğunu henüz bilmez.
Ağzın sulanması veya salya tepkisi de benzerdir. Dile bir yiyecek değdiğinde ağzın sulanması bir reflekstir ve öğrenilmemiştir. Ancak limonu görünce veya adını duyunca ağzın sulanması, o nesnenin ekşi olduğu bilgisinin daha önceki yaşantılarla kazanıldığını gösterir, yani öğrenilmiştir.
Klasik bir deney olan köpeğin zil sesine salya akıtması tam bir öğrenme örneğidir. Yeni doğmuş bir köpek zil sesine tepki vermez; zil sesiyle yiyecek arasında bir bağ kurduğunda bu tepkiyi vermeye başlar.
Annesinin kokusunu alan bir bebeğin rahatlaması da sanılanın aksine doğuştan gelen bir özellik değildir. Bebek, annesinin kokusunu karnının doyması, gazının çıkarılması ve sıcaklık gibi rahatlatıcı eylemlerle ilişkilendirdiği için bu kokuya karşı bir tepki geliştirir. Bu, bebeğin ilk yaşantılarıyla kazandığı bir klasik koşullanma örneğidir.
Sonuç olarak bir tepkiyi öğrenilmiş kılan şey tepkinin kendisi değil, o tepkinin hangi uyarıcı karşısında ve hangi süreçle ortaya çıktığıdır. Midesi bulanan birinin bu durumu bozuk bir gıdadan kaynaklanıyorsa doğal bir tepkidir, ancak sadece bozuk bir yemeği gördüğü için midesi bulanıyorsa bu öğrenilmiş bir tiksinti tepkisidir. - halaf ubeyd uruk kültürleri
-
öğretim materyalleri
tarih bilimi
(bkz: how fire changed evolution forever)
ilk uygarlıklar
(bkz: halaf ubeyd uruk kültürleri) - sümer
(bkz: the path of the sun god) - mısır, mitoloji -
how fire changed evolution forever
tarih öncesine dair bilgilerimizi nasıl edindiğimize dair güzel bir örnek.
+ tarihe yardımcı bilim dallarının işlevselliğine dair
https://www.youtube.com/watch?v=EOANMsCv_ds - fihrist
-
mevzuat
(emrah vahap karaca r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 11 - temel hak ve hürriyetler - temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması)
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ve durdurulması konusu, anayasa hukuku ve sınav sistemi açısından oldukça kritik bir yer tutmaktadır. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlere saygılı bir anayasa olarak bu hakların hangi durumlarda ve nasıl kısıtlanabileceğini belirli kurallara bağlamıştır.
Hakların sınırlandırılması süreci, ülkenin içinde bulunduğu duruma göre olağan dönem ve olağanüstü dönem (OHAL) olarak iki ana başlığa ayrılır. Her iki dönemde de yetkili makamlar ve izlenen yöntemler birbirinden farklıdır.
Olağan dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması yetkisi sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) aittir. Meclis bu sınırlandırmayı ancak kanun yoluyla yapabilir. Yani normal zamanlarda bir hakkın kısıtlanması için mutlaka bir yasal düzenleme gereklidir.
Meclis kanunla sınırlandırma yaparken tamamen özgür değildir; anayasa bu yetkiyi belirli bir çerçeve içine almıştır. Bu çerçeveye göre sınırlandırmalar anayasanın sözüne ve ruhuna aykırı olamaz. Yapılan her yasal kısıtlama, anayasanın bütünüyle uyumlu olmak zorundadır.
Sınırlandırmalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz. Bu, toplumun demokratik yapısını bozacak veya ortadan kaldıracak düzeyde bir kısıtlama yapılamayacağı anldıbına gelir.
Bir diğer önemli kriter ise laik cumhuriyetin gereklerine aykırı olmamaktır. Burada dikkat edilmesi gereken teknik detay, anayasanın laik toplum değil, laik cumhuriyet ifadesini kullanmasıdır. Sınav sorularında bu kelime oyununa dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Sınırlandırmalar temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz. Bir hak sınırlandırılırken, o hakkı tamamen kullanılamaz hale getirecek veya anldıbını yitirmesine neden olacak bir müdahale yapılamaz. Örneğin suç soruşturması için özel hayatın gizliliği sınırlandırılabilir ancak kişinin tüm yaşdıbının sürekli izlenmesi hakkın özüne dokunmak sayılır.
Ölçülülük ilkesine göre, sınırlandırma ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir oran bulunmalıdır. Amaca ulaşmak için gereken en az kısıtlayıcı yöntem seçilmelidir. Bu ilke doktrinde sinek öldürmek için balyoz kullanmamak şeklinde örneklendirilmektedir.
En kritik kurallardan biri, sınırlandırmaların sadece özel sebeplere dayalı olarak yapılmasıdır. 2001 yılına kadar mevcut olan genel sınırlandırma sebepleri anayasadan çıkarılmıştır. Her hak, kendi maddesinde yazılı olan özel gerekçelerle (kamu sağlığı, milli güvenlik vb.) sınırlandırılabilir. Sınavda genel ve özel sebeplerle birlikte sınırlandırılabilir ifadesi geçerse bu bilgi yanlıştır; sadece özel sebepler geçerlidir.
Olağanüstü hal (OHAL) durumunda ise süreç farklı işler. OHAL ilan etme yetkisi Cumhurbaşkanı'na aittir. Bu dönemde hızlı karar alabilmek adına sınırlandırma ve durdurma yetkisi de Cumhurbaşkanı'na geçer.
Cumhurbaşkanı, OHAL döneminde temel hak ve hürriyetleri Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile sınırlandırabilir veya durdurabilir. Olağan dönemden farklı olarak burada hakların sadece sınırlandırılması değil, tamamen durdurulması da mümkündür.
OHAL kapsamında yapılan durdurma veya sınırlandırma işlemleri kısmen veya tamamen olabilir. Örneğin bir bölgede toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı belirli bir süre için tamamen askıya alınabilir. OHAL sona erdiğinde bu haklar kendiliğinden tekrar yürürlüğe girer.
OHAL dönemindeki sınırlandırmaların da sınırları vardır. Yapılan düzenlemeler uluslararası hukuktan, özellikle Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa insan Hakları Sözleşmesi gibi anlaşmalardan doğan yükümlülüklere aykırı olamaz.
OHAL düzenlemeleri de ölçülülük ilkesine tabi olmalıdır ve sadece OHAL ilan edilen bölgeyi ve ilan edilme gerekçesi olan konuyu kapsamalıdır. Örneğin deprem sebebiyle ilan edilen bir OHAL, sadece o felaketin yaralarını sarmaya yönelik kısıtlamaları içermelidir.
Sert çekirdek haklar olarak adlandırılan alan, anayasanın en kesin kırmızı çizgisidir. Bu haklar, savaş veya OHAL dahil hiçbir durumda asla sınırlandırılamaz ve durdurulamaz.
Birinci sert çekirdek hak, yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığın bütünlüğüdür. Savaş hukukuna uygun ölümler haricinde kimsenin yaşdıbına dokunulamaz ve vücut bütünlüğü ihlal edilemez.
ikinci olarak, din ve vicdan hürriyeti sert çekirdek alandadır. Kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Ancak ibadet hürriyeti kamu düzeni için sınırlandırılabilirken, kişinin vicdanındaki inanç alanı asla kısıtlanamaz.
Üçüncü kural, suç ve cezaların geçmişe yürütülememesidir. Bir kişi ancak işlediği tarihte yürürlükte olan kanunlara göre yargılanabilir. Sonradan çıkan bir ceza yasası, kişinin aleyhine olacak şekilde geçmişteki eylemlerine uygulanamaz.
Dördüncü sert çekirdek hak ise masumiyet karinesidir. Hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz. Bu ilke OHAL döneminde de geçerliliğini korur.
Sonuç olarak temel hak ve hürriyetler ünitesi bu dersle birlikte tamamlanmıştır. Bir sonraki ünitede devletin bel kemiği olarak nitelendirilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yapısını, işleyişini ve yetkilerini kapsayan yasama organı konusu ele alınacaktır. -
mevzuat
(emrah vahap karaca r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 10 - temel hak ve hürriyetler - siyasi haklar)
Siyasi hak ve ödevler başlığı altında ilk olarak kamu hizmetlerine girme hakkı ele alınmaktadır. Bu hak, vatandaşların memur olabilmesini sağlayan bir siyasi haktır ve anayasaya göre sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına tanınan bir haktır.
Mal bildiriminde bulunma konusu, bir haktan ziyade siyasi bir ödev olarak tanımlanmaktadır. Devlet memurlarının belirli dönemlerde sahip oldukları mal varlığını beyan etmeleri zorunludur. Bu uygulamanın temel amacı, memurun aldığı maaş ile edindiği mal varlığı arasında bir tutarsızlık olup olmadığını denetlemek, rüşvet veya haksız kazanç gibi durumların önüne geçmektir. Mal bildirimi rutin olarak sonu 0 ve 5 ile biten yıllarda gerçekleştirilir.
Vatan hizmeti yani askerlik, Türkiye Cumhuriyeti erkek vatandaşları için anayasada hem bir hak hem de bir ödev olarak nitelendirilmektedir. Bu hizmetin zorunlu olduğu ve vatan borcu olarak kabul edildiği belirtilmektedir.
Vergi ödevi, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak vatandaşların mali güçlerine göre ödemekle yükümlü oldukları siyasi bir ödevdir. Vergi koyma, değiştirme veya kaldırma yetkisi sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir ve bu işlemler mutlaka kanunla yapılmalıdır. Cumhurbaşkanının sıfırdan bir vergi koyma yetkisi yoktur; sadece kanunla belirlenen alt ve üst sınırlar dahilinde vergilerde oransal oynama yapma yetkisine sahiptir.
Dilekçe hakkı, vatandaşların kendileriyle veya kamuyla ilgili dilek ve şikayetlerini yetkili makamlara iletebilmesini sağlar. Yabancı uyruklu kişiler de Türkiye'de dilekçe hakkından yararlanabilirler ancak bunun için mütekabiliyet yani karşılıklılık esası şarttır. Eğer yabancının kendi ülkesi Türk vatandaşlarına bu hakkı tanıyorsa, Türkiye de o ülke vatandaşına bu hakkı tanır.
Bilgi edinme hakkı ve kamu denetçisine başvurma hakkı, 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile sisteme dahil edilen en yeni siyasi haklardır. Bilgi edinme hakkı, vatandaşların devletin yaptığı işlemlerin gerekçesini veya sonucunu sorgulayabilmesine imkan tanır. Yabancılar da kanuni düzenlemeler çerçevesinde karşılıklılık esasıyla bu haktan faydalanabilir.
Kamu denetçisine başvurma hakkı (Ombudsmanlık), idarenin işleyişiyle ilgili şikayeti olan vatandaşların mahkemeye gitmeden önce başvurabilecekleri bir yoldur. Bu kurumun temel amacı, idari yargının iş yükünü azaltmak ve sorunları uzlaşma yoluyla çözmektir. Kamu denetçisinin verdiği kararlar bağlayıcı değildir ve bu yola başvuran kişinin mahkemeye gitme hakkı her zaman saklıdır.
Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bağlı olarak faaliyet gösterir. Kurumun başındaki kişi olan Kamu Başdenetçisi, TBMM tarafından gizli oyla ve dört turlu bir seçimle 4 yıllığına seçilir. Bu seçim usulü, meclis başkanının seçim usulüyle birebir aynıdır.
Anayasada bazı haklar hem bir hak hem de bir ödev olarak sınıflandırılmıştır. Bunlar arasında eğitim ve öğretim hakkı, askerlik hizmeti, çalışma hakkı, çevreyi koruma ödevi ve oy kullanma işlemi yer almaktadır. Buna karşın mal bildirimi ve vergi ödemek sadece birer ödevdir.
Anayasa gereği önceden izin almaksızın yapılabilecek bazı faaliyetler de siyasi ve sosyal yaşam için önemlidir. Sendika kurma, dernek kurma, basımevi ve yayınevi açma, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme ile siyasi parti kurma işlemleri için herhangi bir makamdan izin alınması gerekmez; bildirimde bulunulması yeterlidir.
Hakların genel sınıflandırılmasına dair yapılan pratikte; mülkiyet hakkı, dernek kurma, basımevi kurma, toplantı ve gösteri yürüyüşü, angarya yasağı, konut dokunulmazlığı, yerleşme ve seyahat hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, hak arama hürriyeti, kanuni hakim güvencesi ve ispat hakkı gibi başlıklar kişi hak ve ödevleri (koruyucu haklar) kapsamında değerlendirilmektedir.
Sosyal ve ekonomik haklar (isteme hakları) içerisinde ise toprak mülkiyeti, sendika kurma, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt hakları, ailenin korunması, ücrette adaletin sağlanması, çalışma şartlarının düzenlenmesi ve konut hakkı yer almaktadır. Çalışma ve sözleşme hürriyeti, isminde hürriyet geçmesine rağmen sosyal haklar kategorisindeki tek istisnadır.
Siyasi haklar (katılma hakları) grubunda ise Türk vatandaşlığı, seçme ve seçilme, siyasi faaliyette bulunma, siyasi parti kurma veya üye olma, vergi ödevi, askerlik, kamu hizmetine girme, dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakları bulunmaktadır. Konut dokunulmazlığı bir kişi hakkıyken, konut edinme hakkının sosyal bir hak olduğu vurgulanarak karıştırılmaması gerektiği belirtilmiştir. -
mevzuat
(emrah vahap karaca r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 9 - temel hak ve hürriyetler - siyasi partiler)
Siyasi partiler demokratik hayatın canlı kalması ve çok sesliliğin sağlanması adına anayasa tarafından vazgeçilmez unsurlar olarak tanımlanmaktadır. Bu yapılar hukuki statü olarak birer tüzel kişiliğe sahiptir.
Siyasi partilerin en dikkat çekici özelliklerinden biri kuruluş aşamasında kimseden izin alma zorunluluğunun bulunmamasıdır. Herhangi bir makamdan icazet almadan, sadece bildirim usulüyle kurulabilirler.
Bir siyasi partinin kurulabilmesi için en az 30 Türk vatandaşının, yani gerçek kişinin bir araya gelmesi yeterlidir. Bu kişiler bir araya gelerek içişleri Bakanlığına bildirimde bulundukları anda parti tüzel kişilik kazanmış sayılır.
Siyasi partilere üye olma ve ayrılma hakkı anayasal bir haktır. Ancak bir kişi aynı anda birden fazla siyasi partiye üye olamaz; her vatandaşın en fazla bir parti üyeliği bulunabilir.
Siyasi partiye üye olabilmek için genel şartlar mevcuttur. Kişinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması, 18 yaşını doldurmuş olması ve medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olması gerekir. Yani kısıtlı olmayan ve fiil ehliyeti bulunan her reşit vatandaş bir partiye üye olabilir.
Anayasa, görevleri gereği tarafsız kalması gereken bazı meslek gruplarının siyasi partilere üye olmasını kesinlikle yasaklamıştır. Bu grupların başında hakimler ve savcılar ile yüksek yargı mensupları gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumlarda görev yapanların siyasetle bağı olamaz.
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çalışan askerler ve mensuplar da siyasi partilere üye olamazlar. Askeriyenin siyaset dışı tutulması temel bir anayasal ilkedir.
Kamu görevlileri ve memurlar için de üyelik yasağı söz konusudur. 657 sayılı kanuna tabi bir memur, fiilen görevde olduğu sürece siyasi faaliyet yürütemez ve partilere üye olamaz. Ancak işçi statüsünde çalışan kamu görevlileri bu yasağın dışındadır; onlar siyasi partilere üye olabilirler.
Eğitim hayatındaki bireyler için ayrım yapılmıştır. Yükseköğretim öncesi öğrenciler, yani lise ve dengi okul öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar. Burada öğrencinin yaşı 18'i geçmiş olsa bile, lise öğrencisi statüsünde olması üyelik engeli teşkil eder.
Üniversite öğrencileri ise 18 yaşını doldurmuş olmak kaydıyla siyasi partilere üye olabilir ve aktif siyaset yapabilirler. Bu durum üniversite gençliğinin siyasete katılımını desteklemek amacıyla düzenlenmiştir.
Akademisyenler, yani yükseköğretim elemanları için özel bir kural vardır. Profesör, doçent veya doktor öğretim üyesi olan kişiler siyasi partilere üye olabilirler ancak sadece partilerin merkez karar ve yönetim organlarında görev alabilirler. Bu kişilerin partilerin il veya ilçe gibi taşra teşkilatlarında görev yapmaları yasaktır.
Yükseköğretim kanunundan kaynaklanan bir kısıtlama olarak, üniversitelerin idari başında bulunan rektör ve dekanların siyasi partilere üye olmaları, tarafsızlıklarını korumaları adına mümkün değildir.
Serbest çalışan avukatlar bir baroya kayıtlı olsalar dahi siyasi partilere üye olabilirler. Hakim ve savcılardan farklı olarak avukatların siyasi kimliklerini belli etmelerinde yasal bir engel bulunmamaktadır.
Siyasi partilerin kapatılma süreci, devletin temel yapısını korumak amacıyla sıkı kurallara bağlanmıştır. Bir partinin devletin bölünmez bütünlüğüne aykırı faaliyetlerin odağı haline gelmesi, laik cumhuriyet ilkelerine ters düşmesi veya suç işlenmesini teşvik etmesi kapatma davası açılmasına neden olur.
Siyasi partiler hakkında kapatma davasını açmaya yetkili tek kişi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıdır. Savcı, hazırladığı iddianame ile davayı açar ancak kendisi partiyi kapatamaz.
Kapatma davasına bakmaya ve karara bağlamaya yetkili olan tek mahkeme Anayasa Mahkemesidir. Anayasa Mahkemesi dışında hiçbir yargı mercii bir siyasi partiyi kapatma yetkisine sahip değildir. Mahkeme bu davaya savcının başvurusu üzerine bakar; kendi kendine resen dava açma yetkisi yoktur.
Anayasa Mahkemesi önüne gelen dosyada partiyi tamamen kapatmak zorunda değildir. Kapatma kararı yerine, daha hafif bir yaptırım olan devlet yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakma cezası da verebilir.
Bir siyasi partinin devletten hazine yardımı alabilmesi için genel seçimlerde en az yüzde 3 oy oranına ulaşması gerekir. Bu, meclise girmek için gereken yüzde 7'lik ülke barajından farklı bir orandır.
Siyasi partinin kapatılmasına veya devlet yardımından mahrum bırakılmasına karar verilebilmesi için Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinden en az üçte ikisinin, yani 10 üyenin aynı yönde oy kullanması şarttır. Bu nitelikli çoğunluk, partilerin kapatılmasını zorlaştıran bir güvencedir.
Anayasal bir kural olarak, kapatılan bir siyasi parti başka bir isim altında tekrar kurulamaz. Bu madde, aynı kadroların ve aynı tüzüğün sadece isim değiştirerek faaliyetlerine devam etmesini engellemeyi amaçlar.
Siyasi partilerin finansmanı konusunda çok sert yasaklar mevcuttur. Bir siyasi parti yurt dışından, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan veya yabancı tüzel kişilerden asla mali yardım alamaz.
Eğer bir siyasi partinin yurt dışından yardım aldığı tespit edilirse, Anayasa Mahkemesi başka hiçbir seçenek değerlendirmeksizin doğrudan kapatma kararı verir. Bu durumda devlet yardımından mahrum bırakma gibi hafifletici cezalar uygulanamaz.
Partiler yurt içinden aidat, bağış ve hibe gibi yöntemlerle mali destek alabilirler ancak asla ticaret yapamazlar. Şirket kurmaları veya ticari kazanç elde etmeye yönelik faaliyetlerde bulunmaları yasaktır.
Siyasi partilerin mali denetimi doğrudan Anayasa Mahkemesi tarafından yapılır. Anayasa Mahkemesi bu denetimi gerçekleştirirken uzmanlık ve teknik destek almak amacıyla Sayıştaydan faydalanır. Ancak denetim raporunu onaylayan ve karara bağlayan kurum yine Anayasa Mahkemesidir.
Bir siyasi parti kapatıldığında, oradaki milletvekillerinin üyeliği otomatik olarak düşmez. 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile milletvekilliğinin bu yolla düşürülmesi uygulamasına son verilmiştir.
Siyasi partinin kapatılmasına sözleri veya eylemleriyle bizzat sebep olan parti yöneticileri ve üyelerine beş yıl süreyle siyaset yasağı getirilir. Bu kişiler beş yıl boyunca bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi veya denetçisi olamazlar.
Siyaset yasağı alan bir milletvekili meclisteki görevine bağımsız olarak devam edebilir veya belediye başkanı gibi yerel görevlere seçilebilir; yasak sadece bir siyasi parti çatısı altında faaliyet göstermeyi kapsar. - daha çok