• bugün (0)
  1. (yale - Being a British Colonist)
    (hist 116 - 2)

    Bu derste Profesör Joanne Freeman, 18. yüzyılın ortalarında Amerikan Devrimi'nin hemen öncesinde Kuzey Amerika kolonilerinde yaşayan bir Britanya kolonisti olmanın ne anlama geldiğini ve bu insanların zihin yapısını detaylıca inceliyor. Profesörün anlatımındaki tüm detaylar şu şekildedir:

    • Dersin temel amacı, hem kolonistlerin hem de Britanya makamlarının mantığını anlamak ve bu iki farklı mantığın nasıl karşı karşıya gelerek bir savaşa yol açtığını keşfetmektir. Devrim sürecini yaşayan insanların dünyayı nasıl gördüğüne odaklanılır.

    • 18. yüzyılın ortalarında bir kolonist olsaydınız, büyük ihtimalle Atlantik kıyısı boyunca bir yerleşimde yaşıyor olurdunuz. Nüfusun kıyıda toplanmasının pratik nedenleri ticaret, gemicilik ve iletişim kolaylığıydı. Ayrıca iç kısımlarda, topraklarını kaybetmekten hoşnut olmayan ve potansiyel olarak tehlikeli görülen yerli halklara karşı ciddi bir korku vardı.

    • 1770 yılı civarında kolonilerin toplam nüfusu yaklaşık 2 milyondu. Bu sayı o dönem için oldukça yüksektir ve 1700'den 1770'e kadar geçen 70 yılda nüfusun 200 binlerden bu seviyeye çıkması muazzam bir büyüme hızını gösterir. Nüfus her on yılda bir yüzde 30 ile 40 arasında artıyordu.

    • Kolonistler kendilerini devasa bir imparatorluğun parçası olarak görüyorlardı. Kuzeyde Kanada, güneyde şeker adaları olarak bilinen Batı Hint Adaları ve batıda ise vahşi bir doğa vardı. Ancak kolonistler için asıl yön doğuydu. Doğu, yani ingiltere, medeniyetin, kültürün ve siyasi sofistikasyonun merkeziydi. Bir kolonist için Britanyalı olmak, bu merkeze ait olmak demekti.

    • Profesör, Benjamin Rush'ın hikayesini bu bağlılığa örnek olarak verir. Rush, Londra'da kralın tahtını gördüğünde adeta kutsal bir topraktaymış gibi hissettiğini ve tarif edilemez duygular yaşadığını anlatır. Bu, o dönemdeki insanların monarşiye ve imparatorluk sembollerine duyduğu derin hayranlığı gösterir.

    • Britanyalı kolonistler, dünyanın en özgür ulusuna ait oldukları için büyük bir gurur duyuyorlardı. Onlara göre Britanya imparatorluğu zorla değil, sevgi, ortak kültür, gelenek ve dil bağlarıyla birbirine bağlıydı. Bu dönemde özgürlük kavramı hayattan bile daha değerli görülüyordu. Özgürlük olmadan yaşamanın anlamsız olduğu düşünülüyordu.

    • Kolonistlerin bu dönemdeki heyecanlı ve abartılı görünen söylemleri sadece propaganda değil, samimi duygulardı. Özellikle 1760'lardaki Fransız ve Kızılderili Savaşı'nda Britanya ordusuyla omuz omuza savaşarak Fransızları yenmeleri, kolonistlerin Britanya tebaası olma gururunu zirveye taşımıştı.

    • Tüm bu gurura rağmen, kolonistlerde derin bir aşağılık kompleksi de vardı. Kendilerini imparatorluğun kıyısında, vahşi bir doğanın kenarında yaşayan kaba saba taşralılar olarak görüyorlardı. ingiltere'deki kıyafetlerin daha moda, evlerin daha görkemli ve entelektüel hayatın daha zengin olduğu düşüncesi hakimdi.

    • Bu kompleksi yenmek için bazıları Amerikan konuşma tarzlarından veya mimarisinden dolayı özür dilerken, bazıları kolonilerin ingiltere'nin küçük bir minyatürü olduğunu savunuyordu. Diğer bir grup ise ingiltere'nin yozlaştığını ve asıl saf Britanya erdemlerinin kolonilerde korunduğunu iddia ediyordu.

    • Britanyalılar da kolonistlere pek nazik bakmıyordu. Onları medeni dünyadan uzak, kaba saba insanlar olarak nitelendiriyorlardı. Hatta Britanyalı tüccarların, kolonistlerin anlamayacağını düşünerek kolonilere sürekli hasarlı veya modası geçmiş ikinci kalite mallar gönderdiği belirtiliyor.

    • Profesör, bu onaylanma ihtiyacının ve dışlanma korkusunun devrimden sonra bile sürdüğünü belirtir. 1789'da John Adams, yeni seçilen George Washington için sadece başkan denilmesine şiddetle karşı çıkmış, bu unvanın kriket kulübü başkanlarını çağrıştırdığını ve yabancı kralların karşısında Washington'ın küçük düşeceğini savunmuştur.

    • Sosyal yapı açısından koloniler bir hiyerarşi üzerine kuruluydu. Herkes yerini bilmeli, üstündekine saygı göstermeli ve altındakinden hürmet beklemeliydi. Ancak Amerika'daki yapı ingiltere'den farklıydı; en tepedeki asiller ve en alttaki köylü sınıfı burada yoktu. Toplum daha çok orta sınıf bir yapıya sahipti.

    • Kolonilere gelenlerin çoğu hayatını iyileştirmek isteyen yoksullar, mirastan pay alamayan mülksüz soylu çocukları, dini azınlıklar veya hapisle koloniler arasında seçim yapmak zorunda kalan suçlulardı.

    • Zengin olmak isteyenler için en cazip ama en zor yer Batı Hint Adaları'ydı. Buradaki plantasyon sahipleri sadece para odaklıydı, yiyeceklerini bile dışarıdan ithal ediyorlardı. Birçok kişi buraya gelip servet yapıp hemen ingiltere'ye dönerek mülkünü oradan yönetmeyi hayal ediyordu.

    • Virginia gibi güney kolonilerine gelen bazı soylu çocukları ise fiziksel çalışmayı kendilerine yediremedikleri için açlıktan ölmeyi bile göze alabiliyorlardı. Bunun bir örneği olarak Nathaniel Bacon anlatılır. Kendini üstün gören Bacon, kendi gibi öfkeli gençleri toplayıp toprak ele geçirmek için yerlilere saldırmış ve yönetime kızıp Jamestown'ı yakmıştır.

    • Amerika'da unvanlar ve kıyafetler çok önemliydi çünkü gerçek bir aristokrasinin olmadığı yerde statüyü kanıtlamanın yolu buydu. Özellikle askeri unvanlar hayat boyu kullanılırdı. Birine yanlışlıkla albay yerine kaptan demek, bir düelloya neden olacak kadar ağır bir hakaret sayılabiliyordu.

    • Yale ve Harvard gibi üniversitelerde bile öğrenciler alfabetik sıraya göre değil, ailelerinin sosyal rütbesine göre listeleniyordu. Mezuniyet törenlerinde konuşma süreleri bile bu rütbeye göre belirleniyordu. Bu yüzden not sisteminin icat edilmesi büyük bir demokratik rahatlama olarak karşılanmıştır; çünkü insanlar artık sosyal sınıflarına göre değil, başarılarına göre değerlendirilebileceklerdi.

    • Siyasi haklar konusunda kolonistler kendilerini özgür doğmuş ingiliz tebaası olarak görüyorlardı. 1760'lara kadar Britanya hükümeti kolonileri kendi hallerine bırakmıştı; bu döneme faydalı ihmal deniliyordu. Bu süreçte kolonistler kendi yasalarını yapmış ve ingiliz haklarına derinden bağlanmışlardı.

    • Fransız ve Kızılderili Savaşı'ndan sonra Britanya hükümeti kolonileri daha sıkı denetlemeye ve vergilendirmeye başladığında, kolonistler bu durumun ingiliz haklarına bir saldırı olduğunu düşündüler. Britanyalılar kolonistlerin bazı haklarını göç ederek kaybettiklerini savunurken, kolonistler imparatorluk için vahşi doğayı evcilleştirdiklerini ve bu yüzden daha fazla hak ettiklerini iddia ediyorlardı.

    • Sonuç olarak ders, kolonistlerin Britanya'ya karşı isyan ederken aslında en saf haliyle ingiliz haklarını savunduklarını, yani ironik bir şekilde en çok Britanyalı hissettikleri anda Britanya'ya başkaldırdıklarını vurgulayarak sona eriyor.
    tümünü göster
   tümünü göster