• bugün (0)
  1. (yale - Being a British american)
    (hist 116 - 3)

    Profesör Joanne Freeman bu dersinde, Amerikan kolonistlerinin ana vatan ingiltere'den hangi noktalarda ayrıştığını ve ingiliz Amerikalı kimliğinin nasıl oluştuğunu detaylı bir şekilde anlatıyor. Derste öne çıkan tüm detaylar maddeler halinde şöyledir:

    • Dersin temel amacı, kolonistlerin neden ve nasıl direnç göstermeye başladığını anlamak için onların zihin yapısını ve yaşam koşullarını incelemektir. Profesör, kolonistlerin en çok haklarını aradıkları anlarda aslında en çok ingiliz gibi hissettiklerini hatırlatarak söze başlıyor.

    • 18. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, kolonilerde yaşayan insanların çoğu artık ingiltere'yi hiç görmemiş, birkaç nesildir Amerika'da yaşayan kişilerden oluşuyordu. Bu durum, onların ingiliz tebaası olma fikrine duygusal olarak bağlı kalsalar da, gerçekte ingiltere'deki hayattan farklı bir pratik geliştirmelerine neden olmuştu.

    • Marylandli bir doktor olan Alexander Hamilton'ın (kurucu baba olan değil) 1744 yılındaki seyahat günlüğünden örnekler verilerek dönemin ruhu yansıtılıyor. Hamilton'ın gözlemleri, kolonilerdeki dini yapıyı, sosyal karmaşayı ve bölgesel gururu gözler önüne seriyor.

    • Hamilton'ın günlüğünde rastladığı bir revivalist (dini uyanış yanlısı) ile olan diyaloğu, dönemin yoğun dindarlığını gösteriyor. Hamilton adamın doktrinleriyle alay ettiğinde, adamın ona kurtuluşun olmadığını ve lanetlendiğini söylemesi, dini konuların ne kadar sert tartışıldığını kanıtlıyor.

    • Bir meyhanede karşılaşılan üç adamın hikayesi, kolonilerdeki sosyal sınıf belirsizliğini anlatıyor. Bu adamlar beyefendi gibi davranmaya çalışıyor, kaba konuşuyor ve sürekli özür diliyorlardı. Hamilton'a göre bu durum, kolonilerde farklı sınıfların bir arada sosyalleştiğini ama herkesin bir statü farkı hissettiğini gösteriyordu.

    • Pennsylvania'daki bir meyhanede oturan masadaki çeşitlilik dikkat çekicidir. iskoçlar, Hollandalılar, Almanlar, irlandalılar ve farklı mezheplerden Hristiyanların yanı sıra bir Yahudi'nin de aynı masada olması, kolonilerin ne kadar büyük bir etnik ve dini çeşitliliğe sahip olduğunu kanıtlıyor.

    • Koloniler arası rekabet ve gurur da günlükte kendine yer buluyor. Pennsylvanialıların, Maryland'in yollarının taşsız olmasını bir ahlaksızlık ve tembellik belirtisi olarak görüp kendi taşlı yollarıyla övünmeleri, o dönemde insanların kolonilerini kendi ülkeleri gibi gördüklerini gösteriyor.

    • Profesör Freeman, kolonistlerin ingilizlerden ayrışmasının üç temel nedenini sıralıyor: göç edenlerin karakteri, yaşam koşulları ve ingiliz yönetim biçimi.

    • ilk neden olan göçmen karakteri, bu insanların risk alıcı olmalarıyla açıklanıyor. Aylar süren tehlikeli bir yolculuğu göze alan, statükoyu kabul etmeyen ve hayatını iyileştirmek için her şeyi geride bırakan bu insanlar, doğaları gereği bağımsızlık ruhuna sahipti.

    • ikinci neden olan yaşam koşullarında mülkiyetin önemi vurgulanıyor. Amerika'da toprağın bol olması, insanların ingiltere'de hayal bile edemeyecekleri kadar kolay mülk sahibi olmalarını sağladı. Bu da onlara ekonomik ve kişisel bir bağımsızlık kazandırdı.

    • Mülkiyetin yaygın olması, siyasi katılımı da doğrudan etkiliyordu. ingiltere'de beyaz erkeklerin sadece yüzde 20'si oy kullanabilirken, mülkiyet hakkı sayesinde kolonilerde bu oran yüzde 60 ile 80 arasındaydı. Bu, sıradan insanların siyasi sürece dahil olma ve onu etkileme bilincini geliştirdi.

    • Seçim günlerinin kolonilerde bir festival havasında geçtiği, adayların seçmenlere içki ısmarladığı ve gizli oy yerine herkesin önünde sözlü olarak kime oy verdiğini beyan ettiği anlatılıyor. Bu kişisel ve yüz yüze iletişim, siyasetin halkın çok daha içinde olmasını sağlıyordu.

    • Sosyal yapı açısından koloniler bir orta sınıf toplumu olarak tanımlanıyor. ingiltere'deki gibi saray hayatı ve aşırı zengin bir soylu sınıfı veya tamamen topraksız köylüler yoktu. Toplumun en üstü ve en altı tıraşlanmış gibiydi, bu da toplumsal hareketliliği daha kolay kılıyordu.

    • Büyük Uyanış adı verilen dini hareketin (1730-1760) koloniler üzerindeki etkisi büyüktü. Jonathan Edwards'ın Tanrı'nın gazabını anlatan meşhur vaazları, bireyin kendi günahlarından tövbe ederek kurtuluşu seçebileceği fikrini aşıladı. Bu, bireysel güçlenme ve otoriteyi sorgulama duygusunu pekiştirdi.

    • Benjamin Franklin'in ünlü vaiz George Whitefield'ı dinlerken yaşadığı deneyim aktarılıyor. Franklin, bir bilim insanı merakıyla vaizin sesinin kaç kişiye ulaştığını ölçmeye çalışırken, sonunda vaazın etkisine kapılıp cebindeki tüm altın ve gümüş paraları bağış tabağına boşaltmıştır.

    • Sınır boylarındaki hayatın zorlukları, hem bireysel bağımsızlığı hem de yerli halklara karşı savunma ihtiyacıyla oluşan topluluk bilincini güçlendirdi. Ayrıca bol gıda ve geniş alanlar sayesinde kolonistlerin ingiltere'deki insanlardan fiziksel olarak daha iri ve sağlıklı olduğu belirtiliyor.

    • Üçüncü temel neden olan ingiliz yönetimi, uzun süre kolonileri kendi haline bırakmıştı (faydalı ihmal). Bu süreçte koloniler kendi meclislerini kurmuş, kendi yasalarını yapmış ve kendi kendilerini yönetme pratiği kazanmışlardı. 1760'lara gelindiğinde koloniler aslında neredeyse bağımsız birer devlet gibi işleyen kurumlara sahipti.

    • ingiliz subaylarının kolonistleri yasa tanımaz ve başına buyruk kişiler olarak görmesi, iki kültür arasındaki kopukluğu gösteriyor. Bu bağımsız ruh, devrim sırasında disiplinli bir ordu kurmaya çalışan George Washington için büyük bir sorun teşkil edecekti çünkü askerler canları istediğinde eve dönme eğilimindeydi.

    • Sonuç olarak, risk alan karakter, mülkiyet sahibi olma, geniş oy hakkı, dini uyanışın verdiği bireysel güç ve ingiltere'nin gevşek yönetimi, Amerikan Devrimi'nin zeminini hazırlayan temel taşlar olarak sunuluyor. Bir sonraki derste Damga Vergisi ile bu biriken enerjinin nasıl çatışmaya dönüşeceği anlatılacak.
    tümünü göster
   tümünü göster