(bülent tanık r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 2 - öğrenmeyi etkileyen faktörler 1/2)
Öğrenmeyi etkileyen faktörler genel olarak öğrenenle ilgili faktörler, yöntemle ilgili faktörler ve malzemeyle ilgili faktörler olmak üzere üç ana başlığa ayrılır. Bu derste sadece öğrenenden kaynaklanan temel faktörler ele alınmıştır.
Türe özgü hazır oluş veya doğuştan donanım, bir türün belli bir davranışı yapabilmek için gerekli olan biyolojik ve anatomik yapıya sahip olmasıdır. Bu kavram donanımsal bir özellik taşır. Örneğin insanın uçamaması kanatlarının olmamasından kaynaklanır, yani insan uçmak için gerekli türe özgü hazır oluşa sahip değildir. Balıkların su altında nefes alabilmesi ise solungaç donanımlarına yani bu türe özgü hazır oluşa sahip olmalarıyla ilgilidir.
Aynı türden iki canlı arasında yaş, yetenek veya ilgi gibi farklar olabilir ancak türe özgü hazır oluşları daima aynıdır. Örneğin iki farklı insanın öğrenme kapasiteleri farklı olsa da fiziksel donanımları insan türüne özgü olarak aynıdır. Bir kargaya konuşma öğretilemezken bir papağana öğretilebilmesi, karganın ses tellerinin bu donanıma sahip olmamasıyla yani türe özgü hazır oluşunun farklı olmasıyla açıklanır.
Türe özgü hazır oluş, öğrenenle ilgili faktörler arasında en temel ön koşuldur. Uygun donanım yoksa o davranışın öğrenilmesi veya sergilenmesi asla mümkün değildir.
Olgunlaşma, bir canlının belli bir davranışı gerçekleştirebilecek bilişsel ve fiziksel yeterlilik düzeyine ulaşmasıdır. Olgunlaşma öğrenme yaşantılarından bağımsızdır ve biyolojik bir süreçtir. Örneğin beş yaşındaki bir çocuğun gömlek düğmelerini ilikleyememesi donanım eksikliği değil, ellerindeki küçük kasların henüz yeterince olgunlaşmamış olmasıdır. Aynı şekilde altı yaşındaki bir çocuğun soyut kavramları kavrayamaması bilişsel olgunlukla ilgilidir.
Türe özgü hazır oluş ile olgunlaşma arasındaki ilişki hiyerarşiktir. Bir davranışın yapılabilmesi için önce uygun donanım olmalı, sonra o donanım yeterli olgunluğa erişmelidir. Bu nedenle en büyük ön koşul türe özgü hazır oluştur, sonrasında olgunlaşma gelir. Kanadı olmayan bir kuşun (donanım eksikliği) uçma yeteneğinin olgunlaşması söz konusu bile olamaz.
Genel uyarılmışlık ve kaygı düzeyi, bir canlının çevredeki uyarıcıları ne kadar algılayabileceğini belirler. Uyarılmışlık düzeyi kalp atış hızıyla doğru orantılıdır. Kalp atışı hızlandıkça uyarılmışlık artar, yavaşladıkça düşer.
Düşük uyarılmışlık hali uyuklama, yorgunluk veya koma gibi durumları kapsar. Bu durumda organizma dışarıdan gelen uyarıcıları alamadığı için öğrenme hızı minimuma düşer. Yüksek uyarılmışlık hali ise panik, dehşet, aşırı korku ve stres anlarıdır. Bu durumda da organizma odağını kaybettiği için öğrenme hızı yine minimuma düşer.
Öğrenmenin en üst seviyede gerçekleştiği durum orta düzeyde uyarılmışlıktır. Bu seviyede ne uyku hali ne de aşırı korku vardır; her şey normal seviyededir. Bu ilişki grafik üzerinde bir çan eğrisi şeklinde gösterilir ve buna optimal uyarılma eğrisi denir. Uyarılmışlığın artması bir noktaya kadar öğrenmeyi desteklerken, o noktadan sonra (orta seviye aşıldığında) öğrenmeyi zorlaştırır.
Uyarılmışlık seviyesini orta düzeyde tutmak için çalışma ortdıbının sıcaklığı (çok sıcak uyutur, çok soğuk panikletir), aydınlatması (loş ışık uyutur, spot ışık stres yapar) ve oturma şekli (uzanmak uyutur, ayakta durmak yorar) gibi unsurlar hayati önem taşır.
Kaygı da uyarılmışlık ile benzer bir yapıya sahiptir. Tamamen kaygısızlık öğrenmeyi engellerken, aşırı kaygı da öğrenilecek şeylerin bile karıştırılmasına neden olur. Bir miktar kaygı ise kişiyi öğrenmeye teşvik eden olumlu bir güçtür.
Güdü, motivasyon veya istek olarak tanımlanan kavram, organizmayı bir davranışa iten güçtür. Güdünün temelinde ihtiyaçlar yatar. Güdülenme süreci ihtiyaç, dürtü, güdü, davranış ve doyumdan oluşan bir döngüdür. ihtiyaç yoksa güdü oluşmaz, güdü oluşmazsa öğrenme davranışı gerçekleşmez.
Öğrencilere bir şeyi öğretebilmek için öncelikle o konuya ihtiyaç duyduklarına ikna edilmeleri gerekir. Günlük hayatta işine yaramayacağını düşünen bir öğrenci o konuyu öğrenmeye güdülenmez. Bu yüzden öğretmenin en önemli görevi, öğretimden önce öğrencide öğrenme isteği ve ihtiyacı oluşturmaktır.
Güdüler doğuştan gelme durumuna göre birincil ve ikincil olarak ikiye ayrılır. Birincil güdüler fizyolojik ihtiyaçlara (açlık, susuzluk, uyku) dayanır ve öğrenilmemiştir. ikincil güdüler ise başarı, statü ve saygınlık gibi yaşantılar yoluyla kazanılan, fizyolojik olmayan güdülerdir.
Güdüler kaynağına göre içsel ve dışsal olarak da sınıflandırılır. içsel güdülerde kaynak bireyin kendisidir (merak, ilgi, hobi ve tüm birincil güdüler). Dışsal güdülerde ise kaynak para, ödül veya not gibi çevresel etkenlerdir. Dışsal güdüler zamanla içselleşebilir (not için çalışırken konuya ilgi duymak gibi) veya içsel bir güdü zamanla dışsal bir amaca hizmet edebilir.
Eski yaşantılar başlığı altında öğrenmenin aktarılması ve ket vurma konuları incelenir. Bu konuları ayırt etmek için öncelikle durumun birey için iyi mi yoksa kötü mü olduğuna bakılır.
Meydana gelen durum birey için iyiyse ve süreç bilişsel veya psikomotor (hareket odaklı) bir öğrenme içeriyorsa buna olumlu aktarma veya pozitif transfer denir. Örneğin bisiklet sürmeyi bilmenin motosiklet öğrenmeyi kolaylaştırması olumlu aktarmadır.
Meydana gelen durum birey için kötüyse ve etkinlik psikomotor bir yapıdaysa buna olumsuz aktarma veya negatif transfer denir. Örneğin buzdolabının kapağının açılış yönü değiştiğinde elin sürekli eski yöne gitmesi bir hareket alışkanlığı olduğu için olumsuz aktarmadır. Araba, uçak veya traktör gibi araçların kullanımındaki alışkanlık çatışmaları da bu gruba girer.
Meydana gelen durum birey için kötüyse ve etkinlik bilişsel (bilgi odaklı) bir yapıdaysa buna ket vurma denir. Ket vurma ikiye ayrılır. Eğer yeni bilgiye ihtiyaç duyulurken eski bilgi hatırlanıp karıştırılıyorsa buna ileriye ket vurma denir (yeni şifre yerine eski şifreyi girmek veya yeni evlendiğinde eski soyadını kullanmak gibi). Eğer eski bilgiye ihtiyaç duyulurken yeni bilgi araya girip hatırlamayı zorlaştırıyorsa buna geriye ket vurma denir (ingilizce kelimeyi hatırlamaya çalışırken yeni öğrenilen Latince karşılığının akla gelmesi gibi).
Sonuç olarak öğrenenle ilgili faktörleri doğru analiz etmek için bilişsel veya psikomotor ayrımına, uyarılmışlık seviyesinin dengesine ve bireyin ihtiyaç duyduğu motivasyon kaynağına dikkat etmek gerekmektedir.
tümünü göster