(yale - introduction: Freeman's Top Five Tips for Studying the Revolution)
(hist 116 - 1)
Dersin başlangıcında öğrencilerin devrim hakkında sahip olduğu genel kanılara değiniliyor. Çoğu kişinin aklına Bağımsızlık Bildirgesi, George Washington, bazı savaşlar ve Paul Revere gibi isimlerin geldiği ancak devrimin bir isimler ve savaşlar dizisinden çok daha karmaşık olduğu belirtiliyor.
Devrimin sadece bir savaştan ibaret olmadığı vurgulanıyor. 18. yüzyılın ortalarında yaşayan birçok kişi için savaşın devrimin sadece küçük bir parçası, hatta bazen devrimin kendisi bile olmadığı ifade ediliyor.
Profesör, John Adams'ın 1815 yılında Thomas Jefferson'a yazdığı bir mektuptan alıntı yapıyor. Adams bu mektupta savaşın devrimin bir parçası olmadığını, asıl devrimin insanların zihinlerinde gerçekleştiğini savunuyor. Adams'a göre bu zihinsel değişim, 1760 ile 1775 yılları arasında, yani ilk kan dökülmeden önceki 15 yıllık süreçte tamamlanmıştı.
Benjamin Rush'ın 1787 tarihli bir yazısına da yer veriliyor. Rush, insanların Amerikan Savaşı ile Amerikan Devrimi terimlerini birbirine karıştırdığını söylüyor. Ona göre savaş bitmiş olsa da devrim devam etmektedir ve o ana kadar gerçekleşenler bu büyük dramanın sadece ilk perdesidir.
Devrimin sadık ingiliz tebaası olan kolonistlerin zamanla öfkeli devrimcilere ve sonunda Amerikalılara dönüşme sürecini temsil ettiği anlatılıyor. Bu değişim, monarşinin reddedilip demokratik bir cumhuriyete yönelinmesini, gücün merkezden çevreye çekilmesini ve azınlığın iktidarından çoğunluğun iktidarına geçilmesini içeren dramatik bir icat süreci olarak tanımlanıyor.
O dönemde kolonilerin birbirlerinden çok kopuk olduğu ve adeta bağımsız devletçikler gibi hareket ettikleri belirtiliyor. Koloniler arasında bir iletişim geleneği bulunmadığı, bir kolonistin ana vatan ingiltere hakkında diğer koloniler hakkında bildiğinden daha fazla bilgiye sahip olduğu anlatılıyor. Kuzeylilerin ve güneylilerin birbirlerini tuhaf aksanlı yabancılar olarak gördükleri ifade ediliyor.
Birleşik bir ulus kurma fikrinin o zamanlar büyük bir sürpriz olduğu ve birçok kişinin bunun asla işe yaramayacağını düşündüğü vurgulanıyor. Yeni hükümetin bir deney olarak görüldüğü ve 1790'larda yazılan mektuplarda bu hükümet beş yıldan fazla sürerse ne yapılması gerektiği gibi belirsizliklerin dile getirildiği aktarılıyor.
Dersin yapısı hakkında bilgi veriliyor. Dersin hem kronolojik hem de tematik bir yol izleyeceği, olayların akışının yanı sıra büyük resme ve bağlama da odaklanılacağı söyleniyor.
Okuma listesinde yer alan eserlerden bahsediliyor. Gordon Wood'un devrimin ne kadar radikal olduğunu tartıştığı kitabı, Robert Gross'un Lexington ve Concord'daki sıradan insanların hayatını anlatan eseri, Bernard Bailyn'in devrimci ideoloji hakkındaki çalışmaları ve Ray Raphael'in Kızılderililer, Afrikalı Amerikalılar, kadınlar ve sadıklar gibi farklı grupların deneyimlerini inceleyen halk tarihi kitabı bu listede bulunuyor.
Thomas Payne'in Sağduyu eseri ve Federalist Yazılar üzerinde duruluyor. Federalist Yazılar'ın objektif belgeler değil, yeni anayasayı halka benimsetmek için yazılmış öznel ticari reklamlar gibi değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Ayrıca Bağımsızlık Bildirgesi, anayasa, gazete kupürleri ve mektuplar gibi birincil belgelerin de inceleneceği söyleniyor.
Profesör Freeman, devrimi incelemek için beş önemli ipucu paylaşıyor. Birinci ipucu, devrim savaşı gerçekleri balonundan kaçınmaktır. Sadece bilinen isim ve tarihlere takılıp kalmamak, hikâyenin arkasındaki daha derin anlamlara odaklanmak gerektiği vurgulanıyor.
ikinci ipucu, kelimelerin anlamı üzerine düşünmektir. 1776 veya 1787 yıllarındaki kelimelerin bugünkünden farklı anlamlar taşıyabileceği belirtiliyor. Örnek olarak demokrasi kelimesi veriliyor. O dönemde demokrasi, temsil yerine her bireyin bizzat katıldığı bir yönetim biçimi olarak görülüyor ve çoğu kişi tarafından kaosla eşdeğer tutuluyordu. Alexander Hamilton demokrasiyi bir hastalık olarak görürken, Jefferson bunun sadece küçük kasabalarda uygulanabileceğini düşünüyordu.
Üçüncü ipucu, kurucu babaların da insan olduğunun hatırlanmasıdır. Onların her şeyi bilen ilahlar değil, korkan, hata yapan ve geleceği göremeyen normal insanlar oldukları vurgulanıyor. Kendilerini hollow ground yani boşlukta yürüyormuş gibi hissettikleri, kurdukları sistemin her an çökebileceği endişesini taşıdıkları ifade ediliyor. James Madison'ın anayasa yazımına hazırlanmak için tüm tarih boyunca kurulmuş hükümetleri inceleyip artı ve eksi listeleri yapması, bu insanların arayış içinde olduklarının bir örneği olarak veriliyor.
Profesör, dersin sadece yurtsever odaklı olmayacağını, ingilizlerin de bir mantığı olduğunu belirterek onların bakış açısına da yer verileceğini söylüyor. ingiliz yetkililerin kolonistleri kaba ve yozlaşmış olarak gördüğü bazı küstahça alıntılar paylaşılıyor. Ayrıca Yale başkanının elinde silahla savaşa katıldığı New Haven Savaşı'ndan da kısaca bahsediliyor.
Dördüncü ipucu, sadece kuruculardan ibaret olmayan bir devrimden bahsettiğimizdir. Devrim, toplumun her düzeyinden insanın katıldığı bir halk ayaklanmasıdır. Profesör, John Adams'ın dürüst, mizah anlayışı olan ve bazen kendini küçümseyen karakteri nedeniyle ders boyunca sık sık bir rehber olarak kullanılacağını belirtiyor. Adams'ın HBO dizisindeki tasvirinin aksine her olayın içinde bizzat yer almadığı uyarısı yapılıyor.
Beşinci ve son ipucu, ihtimaliyet ve belirsizlik durumunu unutmamaktır. O dönemdeki insanların geleceği bilmedikleri, hiçbir sonucun önceden belirlenmiş olmadığı vurgulanıyor. Her şeyin her an ters gidebileceği düşüncesinin yarattığı yüksek tansiyonun, dönemin dilindeki aşırı sert ve dramatik ifadelerin asıl sebebi olduğu anlatılıyor. Devrimi anlamak için sonucun bilinmediği o anki belirsiz atmosferin içine girmek gerektiği söylenerek ders bitiriliyor.
tümünü göster