(emrah vahap karaca r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 6 - temel hak ve hürriyetler: siyasi haklar)
Siyasi hak ve ödevler, literatürde aktif statü hakları veya katılma hakları olarak da adlandırılmaktadır. Bireyin siyasi hayata aktif olarak katılmasını sağladığı için bu isimle anılırlar. Bu haklar, koruyucu haklar olan kişi haklarından ve isteme hakları olan sosyal haklardan bu yönüyle ayrılır.
Türk vatandaşlığı konusu anayasada genel bir çatı halinde düzenlenmiştir. Anayasaya göre Türk ana veya Türk babadan doğan çocuk Türk vatandaşıdır. Burada veya bağlacı çok kritiktir; yani anne ve babanın her ikisinin birden Türk olması şart değildir, sadece birinin Türk olması çocuğun vatandaşlık kazanması için yeterlidir.
Anayasanın ilgili maddesine göre Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes türktür. Bu ifade, vatandaşlığın hukuki bir bağ olduğunu ve etnik köken gözetmeksizin bu bağla bağlı olanların Türk kabul edildiğini vurgular.
Vatandaşlıktan çıkarma işlemi ancak anayasada belirtilen belirli şartlar altında gerçekleşebilir. Herhangi bir suç (cinayet, hırsızlık vb.) vatandaşlıktan çıkarılma sebebi değildir. Bir kişinin vatandaşlıktan çıkarılabilmesi için devletin bölünmez bütünlüğüne aykırı bir fiil gerçekleştirmiş olması, örneğin savaş zamanında casusluk yapması veya anayasal düzeni yıkmaya çalışması gerekir.
Vatandaşlıktan çıkarma kararı başkan tarafından verilir. Önemli bir hukuki güvence olarak, vatandaşlıktan çıkarma işlemine karşı yargı yolu asla kapatılamaz. Bu karara karşı iptal davası açılması hakkı anayasal bir zorunluluktur.
Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları, halkın yönetime katılımının temel araçlarıdır. Bu kapsamda uygulanan seçim ilkeleri anayasada açıkça belirtilmiştir.
Genel oy ilkesi, dil, din, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşların oy kullanma hakkına sahip olmasıdır. Türkiye'de bu ilke, kadınlara seçme ve seçilme hakkının tam olarak verilmesiyle 1934 yılında tam anlamıyla hayata geçmiştir.
Eşit oy ilkesi, her seçmenin tek bir oy hakkına sahip olması ve kimsenin oyuna bir ayrıcalık veya imtiyaz tanınmamasıdır. Vergi miktarı veya sosyal statü fark etmeksizin her vatandaşın oyu sandıkta aynı değerdedir.
Tek dereceli seçim ilkesi, seçmenlerin temsilcilerini (milletvekili veya başkan) doğrudan kendilerinin seçmesidir. Arada delege veya başka bir aracı mekanizma bulunmaz. Bu sistem Türkiye'de 1946 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır.
Gizli oy ve açık sayım döküm ilkesi, seçimlerin şeffaflığı ve iradenin korunması için şarttır. Seçmen oyunu paravan arkasında gizlice kullanır, ancak oyların sayılması ve dökümü herkesin gözü önünde açık bir şekilde yapılır. Bu ilke anayasamıza 1950 yılında girmiştir.
Serbest oy ilkesi, vatandaşın hiçbir baskı, tehdit veya zorlama altında kalmadan, tamamen kendi özgür iradesiyle oy kullanabilmesini ifade eder.
Oy kullanmak Türkiye'de hem bir hak hem de bir ödevdir. 1987 yılında yapılan anayasa değişikliği ile oy kullanmak yasal bir zorunluluk haline getirilmiş ve ödev olarak tanımlanmıştır. Oy kullanmayanlara yönelik para cezası gibi yaptırımlar bulunsa da, bu durumun uygulanması devletin maliyet hesaplarına göre değişkenlik gösterebilir.
Oy kullanabilmek için temel şartlar Türk vatandaşı olmak, 18 yaşını doldurmuş olmak ve seçmen kütüklerine kayıtlı olmaktır.
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları genel seçimlerde (milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimleri) oy kullanabilirler ancak yerel seçimlerde (belediye başkanlığı, muhtarlık vb.) oy kullanma hakları yoktur.
Genel şartları taşısalar dahi bazı kişiler anayasa gereği sandık başına gidemez ve oy kullanamazlar. Bunlar silah altındaki er ve erbaşlar, askeri öğrenciler ve mümeyyiz olmayan (ayırt etme gücü bulunmayan) kişilerdir.
Askerlik görevini meslek olarak yapan subay, astsubay ve uzman çavuşlar oy kullanabilirler; ancak zorunlu vatani görevini yapan er ve erbaşların oy kullanması yasaktır.
Cezaevlerindeki durum ise suçun niteliğine ve hukuki statüye göre değişir. Kasıtlı bir suçtan dolayı hakkında kesinleşmiş hüküm (mahkumiyet) bulunan ve cezaevinde olan kişiler oy kullanamazlar. Ancak cezası bitip salıverilenler tekrar oy kullanma hakkını kazanırlar.
Taksirli suçlardan (isteyerek olmayan, dikkatsizlik sonucu işlenen suçlar) hükümlü olanlar cezaevinde olsalar dahi oy kullanabilirler.
Tutuklular, yani hakkındaki yargılama süreci devam eden ve henüz suçluluğu kesinleşmemiş kişiler, hangi suçtan (kasıtlı veya taksirli) tutuklu olurlarsa olsunlar cezaevinde kurulan sandıklarda oy kullanma hakkına sahiptirler. Bu durum masumiyet karinesinin bir sonucudur.
tümünü göster