(emrah vahap karaca r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
(video 11 - temel hak ve hürriyetler - temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması)
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ve durdurulması konusu, anayasa hukuku ve sınav sistemi açısından oldukça kritik bir yer tutmaktadır. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlere saygılı bir anayasa olarak bu hakların hangi durumlarda ve nasıl kısıtlanabileceğini belirli kurallara bağlamıştır.
Hakların sınırlandırılması süreci, ülkenin içinde bulunduğu duruma göre olağan dönem ve olağanüstü dönem (OHAL) olarak iki ana başlığa ayrılır. Her iki dönemde de yetkili makamlar ve izlenen yöntemler birbirinden farklıdır.
Olağan dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması yetkisi sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) aittir. Meclis bu sınırlandırmayı ancak kanun yoluyla yapabilir. Yani normal zamanlarda bir hakkın kısıtlanması için mutlaka bir yasal düzenleme gereklidir.
Meclis kanunla sınırlandırma yaparken tamamen özgür değildir; anayasa bu yetkiyi belirli bir çerçeve içine almıştır. Bu çerçeveye göre sınırlandırmalar anayasanın sözüne ve ruhuna aykırı olamaz. Yapılan her yasal kısıtlama, anayasanın bütünüyle uyumlu olmak zorundadır.
Sınırlandırmalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz. Bu, toplumun demokratik yapısını bozacak veya ortadan kaldıracak düzeyde bir kısıtlama yapılamayacağı anldıbına gelir.
Bir diğer önemli kriter ise laik cumhuriyetin gereklerine aykırı olmamaktır. Burada dikkat edilmesi gereken teknik detay, anayasanın laik toplum değil, laik cumhuriyet ifadesini kullanmasıdır. Sınav sorularında bu kelime oyununa dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Sınırlandırmalar temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz. Bir hak sınırlandırılırken, o hakkı tamamen kullanılamaz hale getirecek veya anldıbını yitirmesine neden olacak bir müdahale yapılamaz. Örneğin suç soruşturması için özel hayatın gizliliği sınırlandırılabilir ancak kişinin tüm yaşdıbının sürekli izlenmesi hakkın özüne dokunmak sayılır.
Ölçülülük ilkesine göre, sınırlandırma ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir oran bulunmalıdır. Amaca ulaşmak için gereken en az kısıtlayıcı yöntem seçilmelidir. Bu ilke doktrinde sinek öldürmek için balyoz kullanmamak şeklinde örneklendirilmektedir.
En kritik kurallardan biri, sınırlandırmaların sadece özel sebeplere dayalı olarak yapılmasıdır. 2001 yılına kadar mevcut olan genel sınırlandırma sebepleri anayasadan çıkarılmıştır. Her hak, kendi maddesinde yazılı olan özel gerekçelerle (kamu sağlığı, milli güvenlik vb.) sınırlandırılabilir. Sınavda genel ve özel sebeplerle birlikte sınırlandırılabilir ifadesi geçerse bu bilgi yanlıştır; sadece özel sebepler geçerlidir.
Olağanüstü hal (OHAL) durumunda ise süreç farklı işler. OHAL ilan etme yetkisi Cumhurbaşkanı'na aittir. Bu dönemde hızlı karar alabilmek adına sınırlandırma ve durdurma yetkisi de Cumhurbaşkanı'na geçer.
Cumhurbaşkanı, OHAL döneminde temel hak ve hürriyetleri Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile sınırlandırabilir veya durdurabilir. Olağan dönemden farklı olarak burada hakların sadece sınırlandırılması değil, tamamen durdurulması da mümkündür.
OHAL kapsamında yapılan durdurma veya sınırlandırma işlemleri kısmen veya tamamen olabilir. Örneğin bir bölgede toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı belirli bir süre için tamamen askıya alınabilir. OHAL sona erdiğinde bu haklar kendiliğinden tekrar yürürlüğe girer.
OHAL dönemindeki sınırlandırmaların da sınırları vardır. Yapılan düzenlemeler uluslararası hukuktan, özellikle Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa insan Hakları Sözleşmesi gibi anlaşmalardan doğan yükümlülüklere aykırı olamaz.
OHAL düzenlemeleri de ölçülülük ilkesine tabi olmalıdır ve sadece OHAL ilan edilen bölgeyi ve ilan edilme gerekçesi olan konuyu kapsamalıdır. Örneğin deprem sebebiyle ilan edilen bir OHAL, sadece o felaketin yaralarını sarmaya yönelik kısıtlamaları içermelidir.
Sert çekirdek haklar olarak adlandırılan alan, anayasanın en kesin kırmızı çizgisidir. Bu haklar, savaş veya OHAL dahil hiçbir durumda asla sınırlandırılamaz ve durdurulamaz.
Birinci sert çekirdek hak, yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığın bütünlüğüdür. Savaş hukukuna uygun ölümler haricinde kimsenin yaşdıbına dokunulamaz ve vücut bütünlüğü ihlal edilemez.
ikinci olarak, din ve vicdan hürriyeti sert çekirdek alandadır. Kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Ancak ibadet hürriyeti kamu düzeni için sınırlandırılabilirken, kişinin vicdanındaki inanç alanı asla kısıtlanamaz.
Üçüncü kural, suç ve cezaların geçmişe yürütülememesidir. Bir kişi ancak işlediği tarihte yürürlükte olan kanunlara göre yargılanabilir. Sonradan çıkan bir ceza yasası, kişinin aleyhine olacak şekilde geçmişteki eylemlerine uygulanamaz.
Dördüncü sert çekirdek hak ise masumiyet karinesidir. Hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz. Bu ilke OHAL döneminde de geçerliliğini korur.
Sonuç olarak temel hak ve hürriyetler ünitesi bu dersle birlikte tamamlanmıştır. Bir sonraki ünitede devletin bel kemiği olarak nitelendirilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yapısını, işleyişini ve yetkilerini kapsayan yasama organı konusu ele alınacaktır.
tümünü göster