-
(büyük ölçüde ateş uslu'nun klasik düşünce okulundaki seminerlerinden yararlanılarak yazıya dökülmüştür)
20 yüzyıl machiavelli okuma ekolleri
Politika ve Etik Ayrımı (Benedetto Croce): Bu ekol, Machiavelli'yi siyaseti ahlaktan tamamen ayıran, modern siyaset biliminin kurucusu olarak tanımlar. Siyaseti seküler yollarla anlamlandıran ilk kişi olduğu savunulur.
Tarihsel Materyalist ve Sınıf Odaklı Okuma:
Machiavelli’nin Floransa’daki burjuvazi, aristokrasi ve halk arasındaki çatışmaları analiz ettiği vurgulanır. Dört temel eseri olan Prens, Söylevler, Savaş Sanatı ve Floransa Tarihi’nde çok ciddi bir sınıf analizinin olduğu ifade edilir.
Cumhuriyetçi Okuma (Skinner ve Pocock):
Machiavelli'yi Antik Yunan ve Roma'nın "respublika" (cumhuriyet) anlayışını modern döneme taşıyan bir köprü olarak görür.
Eleştirel Muhafazakar Okuma (Leo Strauss):
Strauss, Machiavelli’yi klasik-modern kopuşunu başlatan, egoizm ve çıkar peşinde koşma gibi modernite sorunlarının kaynağı olan olumsuz bir figür olarak değerlendirir.
Tarihsel Coğrafya ve Siyasi Ortam (15. ve 16. Yüzyıl)
Parçalı italya:
Machiavelli'nin doğduğu 1469 yılında italya; şehir devletleri, krallıklar ve Papalık Devletleri arasında bölünmüş durumdadır.
Lodi Barışı:
15. yüzyıl ortalarında kurulan bu barış dönemi, hümanizmin kök saldığı ve nispi bir huzurun hakim olduğu bir atmosfer yaratmıştır.
Yönetim Biçimindeki Dönüşüm:
Orta Çağ boyunca belediye meclislerine dayalı cumhuriyet yapıları hakimken, Machiavelli’nin döneminde yönetim fiilen Milano'da Sforza, Floransa'da ise Medici gibi güçlü ailelerin eline geçmiştir.
Machiavelli’nin Sosyal Konumu:
Hukukçu bir aileden gelen Machiavelli, orta halli ve halktan biri olduğunu sıkça belirtir. Ailesi Floransa’ya nesillerce memur yetiştirmesine rağmen, katı kurallar nedeniyle resmi olarak "yurttaş" statüsünde değildir; bu durum ona sisteme hem içeriden hem dışarıdan bakma yetisi verir.
Entelektüel Arka Plan: Hümanizm ve Rönesans
Hümanizm Bir Programdır:
Sadece insan merkezcilik değil, insanın potansiyelini gerçekleştirmeyi amaçlayan bir eğitim programıdır (studia humanitatis). Tarih, şiir, edebiyat ve dil araştırmaları yoluyla insanın "iyi"ye yönelmesi amaçlanır.
Rönesans vs. Orta Çağ (Panofsky Perspektifi):
Orta Çağ, antikiteyi bir süreklilik içinde görür, metinleri şerhler üzerinden okur. Rönesans hümanistleri ise antik dönemle aralarında "karanlık çağlar" denen bir kopuş olduğunu düşünürler. Bu yüzden aradaki yorumları paranteze alıp doğrudan orijinal el yazmalarına ve filolojik araştırmaya yönelirler.
Dil Tercihi ve Hedef Kitle:
Machiavelli iyi bir Latince eğitim almış olsa da, üniversite eğitimi almamış burjuvazi ve aristokratlara hitap edebilmek için eserlerini italyanca (Floransa lehçesi) kaleme almıştır.
Epikürosçuluk ve Atomculuk:
Hocası Marcello Adriani aracılığıyla atomculukla tanışmıştır. Lucretius’un De Rerum Natura eserini bizzat kopyalayıp üzerine notlar almıştır. Bu, onun özgür irade, kader ve doğadaki "sapmalar" (clinamen) üzerine düşüncelerini şekillendiren temel felsefi kaynaktır.
Siyasi Kariyer ve Prens'in Yazım Koşulları
Cumhuriyet Sekreterliği (1498-1512):
Mediciler kovulduktan sonra kurulan cumhuriyette stratejik elçilik ve bürokrasi görevleri üstlenmiştir.
Kilit Diplomatik Gözlemler:
Cesare Borgia ile karizmatik bir prensin yöntemlerini görmüş; Papa II. Julius üzerinden güç siyasetini incelemiş; isviçre kantonlarından Fransız krallığına kadar farklı yapıları raporlamıştır.
Hapis ve işkence:
1512'de Mediciler geri dönünce görevden alınmış, darbe planlamakla suçlanmış, hapsedilmiş ve ağır işkenceler görmüştür.
Sürgündeki Prens:
1513'te çiftliğine çekilen Machiavelli, gündüzleri köylülerle vakit geçirip akşamları "antiklerin dünyasına" girerek bu eseri yazmıştır. Temel amacı, Medicilerin gözüne girip bürokratik görevine geri dönebilmektir.
Prens Metninin Derinlemesine Analizi (ithaf Mektubu)
Latince-italyanca Diyalektiği:
Kitabın 26 bölüm başlığı Latince iken, metin italyancadır. Bu, klasik gelenekle modern ihtiyaçlar arasında kurulan bir köprüdür.
En Değerli Armağan Olarak Bilgi:
Machiavelli, en büyük hazinesinin "eskilerin dersleri ile güncel deneyimin sentezinden oluşan bilgisi" olduğunu söyler.
Üslup Devrimi:
Diğer nasihatname yazarlarının aksine, tumturaklı ve süslü dilden kaçınarak yalın ve doğrudan bir anlatım tercih etmiştir.
Perspektif ve Ressam Metaforu:
Bir dağın yüksekliğini anlamak için ovaya inmek, ovayı anlamak için dağa çıkmak gerektiği gibi; hükümdarın doğasını bilmek için halktan biri olmak, halkı tanımak için hükümdar olmak gerektiğini savunur.
Temel ikilikler:
Antikler ve modernler sentezi, hükümdar ve halk desteği ilişkisi ile en önemlisi olan Fortuna (yazgı) ve Virtù (bireysel yetenek) dengesi metnin iskeletini oluşturur.
Fortuna Kavrdıbının Tarihsel Gelişimi
Roma Kökenleri:
Fortuna, antik Roma’da şans ve başarı getiren bir tanrıça kültüdür.
Filosofik Dönüşüm:
Kikero ve Seneca gibi yazarlar şartların getirdiği "kazaları" Fortuna olarak tanımlamış; Stoacılar ise bunu kaderle ilişkilendirmiştir.
Hristiyanlık ve Orta Çağ:
Fortuna, "talihin çarkı" olarak görülmüş ve tanrısal öngörü (providentya) ile ilişkilendirilmiştir.
Machiavelli’nin Kullanımı:
Machiavelli, bu kavramı yazgının "hak etmediği tokatlarını" yemiş bir yazar olarak sunar. Hükümdarın ise bu "kara yazgıya" karşı kendi üstün niteliklerini (Virtù) kullanarak nasıl ayakta kalabileceğini tartışmaya açar.tümünü göster -
(büyük ölçüde ateş uslu'nun klasik düşünce okulundaki seminerlerinden yararlanılarak yazıya dökülmüştür)
Prens, ithaf mektubu ve ardından gelen 26 ana bölümden oluşur. Kitap, yapısal olarak iki büyük parçaya ayrılır: 1. bölümden 11. bölüme kadar olan ilk kısım "prenslikler" (prenslik türleri, nasıl kazanıldıkları ve kaybedildikleri) konusuna odaklanır.
12. bölümden 26. bölüme kadar olan ikinci kısım ise bizzat "prens" figürünün kendisine, sahip olması gereken özelliklere ve klasik nasihatname geleneğinin eleştirel bir şekilde tersyüz edilmesine odaklanır. Bazı tarihçiler bu ayrımı "Prenslikler Üzerine" (De Principatibus) ve "Prens Üzerine" (De Principe) şeklinde iki ayrı kitap gibi değerlendirir.
machiavelli’nin temel sorunsalı ve yöntemi
Machiavelli, selefi olan siyaset kuramcılarından farklı olarak "iyi veya etik hükümdar nasıl olunur?" sorusuyla değil, "hükümdarlık nasıl ele geçirilir ve nasıl elde tutulur?" sorusuyla ilgilenir.
Yazar, siyaseti ahlaki veya dini normlardan arındırarak pragmatik bir zemine taşır. Tek bir "en iyi yönetim" reçetesi sunmak yerine, her bir hükümdarlık türüne ve özel duruma göre farklı politikalar geliştirilmesi gerektiğini savunur.
devlet stato ve cumhuriyet kavramları
Machiavelli, "stato" (devlet) kelimesini modern anlamda (merkezi, sınırları belli ve kalıcı egemenlik) kullanan ilk düşünürlerden biridir. Ancak bu kavram o dönemde henüz tam oturmamıştır; bazen "mülk", bazen de "aristokratik tabaka" anlamında kullanılır.
Yönetim biçimlerini sadeleştirerek ikiye indirir: Devletler ya cumhuriyet (republika) ya da hükümdarlıktır (prinçpato). Bu, Antik Yunan’daki monarşi-aristokrasi-demokrasi şeklindeki üçlü tasniften radikal bir kopuştur.
"Cumhuriyet" kavrdıbını Roma tarihindeki "respublica" (kamusal şey) anlamından farklılaştırarak, özellikle tiranlık ve monarşi karşıtı bir yönetim biçimi olarak tanımlar. Bu tanım, 19. yüzyıldan itibaren modern siyasi literatüre yerleşmiştir.
platonculuk ve floransa siyaseti
Machiavelli’nin yaşadığı dönemde Floransa’da yoğun bir Platon ilgisi vardır. Özellikle Medici ailesi, Platon’un "filozof kral" ve "koruyucu hükümdar" fikirlerini kendi iktidarlarını meşrulaştırmak için kullanmıştır.
Machiavelli, eserinde konuyu ikiye ayırarak ilerleme yönteminde Platon’un Politikos (Devlet Adamı) diyaloğundaki akıl yürütme biçimini (ikili ayrımlar yaparak ilerleme) kullanmış olabilir. Ancak Machiavelli, Platon’un ütopyacı yaklaşımını reddederek gerçekçi bir tutum takınır.
hükümdarlık türleri ve elde etme biçimleri
Hükümdarlıklar iki ana gruba ayrılır: Soydan gelme (kalıtsal) ve yeni kurulan hükümdarlıklar.
Yeni hükümdarlıklar ise ya tümüyle yenidir ya da mevcut bir krallığa sonradan eklenmiş (karma) parçalardır.
Bu yönetimler ya kendi silahlarıyla ya başkasının silahlarıyla; ya "Talih" (Fortuna) ile ya da "Erdem/Beceri" (Virtu) ile elde edilir.
fortuna talih ve virtu erdem/beceri ilişkisi
Machiavelli, insan eylemlerinde şansın ve becerinin rolünü tartışırken Stoacı kadercilikten ayrılır. Stoacılar kaderi mutlak görürken, Machiavelli insan eylemleri üzerinde "Fortuna"nın (koşulların) %50, "Virtu"nun (insanın müdahalesi, duruşu ve becerisi) %50 etkili olduğunu savunur. Bu, o dönem için insan iradesine verilen çok büyük bir paydır.
soydan geçen hükümdarlıkların kolaylığı
Kalıtsal hükümdarlıkları elde tutmak yenilere göre çok daha kolaydır. Çünkü bu sistemlerde atalar tarafından kurulmuş, oturmuş bir düzen ve kurumlar bütünü vardır. Hükümdarın sadece mevcut düzeni bozmaması yeterlidir. Olağanüstü bir hata yapmadığı sürece halk tarafından sevilmesi doğaldır.
karma hükümdarlıklar ve quot doğal zorunlulukquot
Yeni işgal edilen bir toprağın mevcut bir devlete eklenmesiyle oluşan "karma hükümdarlıklar" en zorlu olanlardır.
Burada "doğal zorunluluk" kavramı devreye girer: Halk, daha iyi bir yönetim bulma ümidiyle sürekli yönetici değiştirmek ister ancak genellikle gelenin gideni arattığını fark eder. Yeni hükümdar, iktidarını sağlamlaştırmak için kendisine karşı olanları bastırmak, yanındakileri ise beklentilerini karşılayarak memnun etmek zorundadır. Ancak bu dengeyi kurmak çok zordur çünkü müttefikler her zaman daha fazlasını ister.
Çatışma merkezli siyaset anlayışı
Klasik düşünürler (Aristoteles gibi) çatışmayı bir "arıza" veya "sapma" olarak görürken, Machiavelli siyasetin merkezine "çatışmayı" koyar. Ona göre toplumda ve doğada uyum değil, sürekli bir kriz ve isyan ihtimali vardır. Başarılı bir hükümdar, bu çatışma ve istisnai durumları yönetmeyi bilen kişidir.
işgal stratejileri ve halkın desteği
Aynı dili konuşan ve benzer yaşam biçimine sahip toprakları işgal etmek daha kolaydır. Bu durumda hükümdarın yapması gereken temel şey, eski hükümdarın soyunu kurutmaktır.
Halkın nefretini kazanmamak için mülkiyet düzenine (yasalar) ve vergi sistemine dokunulmamalıdır. Halk mülkiyetine ve alışık olduğu yasalara dokunulmadığı sürece yeni hükümdara uyum sağlayabilir.
Fransa Kralı XII. Louis'nin Milano işgali üzerinden verilen örneklerde, yerli halkın desteğini almadan kurulan bir egemenliğin kalıcı olamayacağı vurgulanır.
eski hükümdarın soyunu kurutma Öğüdü
Machiavelli’nin "eski hükümdarın soyunu kurutma" tavsiyesi, kitabın en sert ve 16-17. yüzyıl okurlarını (örneğin isveç Kraliçesi Kristin) en çok rahatsız eden kısımlarından biridir. Bu öğüt, yeni iktidarın önündeki her türlü meşruiyet iddiasını kökten kazımak amacıyla verilmiş son derece pragmatik ve acımasız bir tavsiyedir.tümünü göster -
3.bölüm
(büyük ölçüde ateş uslu'nun klasik düşünce okulundaki seminerlerinden yararlanılarak yazıya dökülmüştür)
Üçüncü bölümün ana konusu olan karma hükümdarlıklar bahsinde, özellikle işgal yoluyla elde edilen yeni toprakların yönetimi üzerinde durulur. Machiavelli’ye göre, eğer işgal edilen bölge ile ana vatan arasında dil, yaşam biçimi ve kurumlar (lingua, costumi, ordini) bakımından bir farklılık varsa, yeni prensin işi oldukça zorlaşır. Burada kurumlar ifadesi sadece devlet yapılarını değil, aynı zamanda din gibi toplumsal düzeni sağlayan köklü yapıları da kapsar. Bu zorlukları aşmak için prensin hem talihinin (fortuna) yaver gitmesi hem de olağanüstü bir beceriye (virtù) sahip olması gerekir.
Bu noktada Machiavelli iki temel çözüm sunar. Birinci çözüm, hükümdarın bizzat yeni topraklara gidip yerleşmesidir. Bunun en somut örneği olarak Türklerin (Osmanlıların) Yunanistan ve Balkanlar’daki uygulamaları gösterilir. Machiavelli, Osmanlıların eski Bizans topraklarında kalıcı olabilmek için bizzat yerleşme yolunu seçtiklerini, aksi takdirde bu toprakları uzaktan yöneterek ellerinde tutamayacaklarını savunur. Hükümdar yerleştiğinde, olası isyanları anında fark edebilir ve bürokratların yolsuzluk yapma ihtimalini azaltabilir. Seminerde, Machiavelli’nin Osmanlılardan bahsederken dini bir önyargıyla değil, onları rasyonel bir devlet modeli olarak görerek nötr ve bazen olumlu bir dille bahsettiği vurgulanır.
ikinci çözüm ise yeni topraklara koloni veya yerleşimci göndermektir. Bu yöntem, büyük bir orduyu orada tutmaktan çok daha az masraflıdır ve daha az asker kaybı gerektirir. Romalıların bu yöntemi başarıyla uyguladığı belirtilir. Machiavelli burada tarihsel ve güncel örnekleri harmanlayarak bir yöntem geliştirir. Ayrıca, insanların ya okşanması ya da ortadan kaldırılması gerektiği yönündeki meşhur ve sert öğüdü de bu bağlamda tartışılır. Bu ifade, hükümdarın rakiplerine yarım yamalak zarar vermemesi gerektiğini, çünkü küçük zararların intikam doğuracağını, ancak büyük bir darbenin (itlaf etmenin) intikam ihtimalini ortadan kaldıracağını anlatır.
Seminerde üzerinde durulan bir diğer önemli tema ise tıbbi metaforlardır. Machiavelli, devlet sorunlarını tüberküloz (ince hastalık) ile kıyaslar. Bu hastalığın başlangıçta teşhisi zordur ama tedavisi kolaydır; ilerlediğinde ise teşhisi kolay ama tedavisi neredeyse imkansızdır. Siyasette de öngörülü (prudenza) olmak, sorunları henüz filizlenirken fark etmeyi gerektirir. Bu noktada prudenza kavrdıbının tarihsel gelişimi detaylandırılır. Aristoteles’in pratik bilgelik (phronesis) kavramından Roma’daki ihtiyatlılık anlayışına ve Thomas Aquinas’ın ahlaki erdemine kadar uzanan süreçte, Machiavelli bu kavrama daha seküler ve teknik bir siyaset sanatı anlamı yüklemiştir. Giovanni Pontano gibi hümanistlerin eserlerindeki anlam kaymaları da bu dönüşümün habercisidir.
insan doğası üzerine yapılan tespitler seminerin merkezi bir yerini tutar. Machiavelli’ye göre bir şeye sahip olmayı istemek (fethetme arzusu) insanların en doğal ve olağan eğilimidir. Eğer birinin gücü buna yetiyorsa, bu davranışı övgüye değerdir ve kınanmaz. Ancak gücü yetmediği halde her ne pahasına olursa olsun bir şeyi elde etmeye çalışmak hatadır. Bu durum, Machiavelli’nin sanıldığı gibi bir maceracı olmadığını, aksine şartların (fortuna) ve bireysel müdahalenin (virtù) dengeli bir diyalektik içinde olması gerektiğini savunduğunu gösterir. O, ne işi zamanına bırakıp kaderine razı olanları ne de gerçeklerden kopuk hayaller peşinde koşanları onaylar.
Fransa Kralı XII. Louis’nin italya’da yaptığı beş temel hata üzerinden bir başarısızlık analizi yapılır. Kralın küçük devletleri korumak yerine onları yok etmesi, zaten güçlü olan birinin (Papalık) gücünü daha da artırması, yabancı bir gücü (ispanya) bölgeye davet etmesi ve bizzat yerleşmemesi onun sonunu hazırlamıştır. Machiavelli burada, bir başkasının güçlenmesine omuz veren kişinin aslında kendi sonunu hazırladığı şeklindeki genel kuralı hatırlatır.
Dördüncü bölümde, Büyük iskender’in Pers imparatorluğu’nu fethettikten sonra ardıllarının neden büyük isyanlarla karşılaşmadığı sorusu incelenir. Bu soru, iki farklı yönetim modeli arasındaki farkı ortaya koyar. Bir yanda Türk (Osmanlı) modeli gibi, başında tek bir mutlak hükümdarın olduğu ve diğer herkesin onun kulu sayıldığı merkezi yapılar vardır. Diğer yanda ise Fransa gibi, kralın etrafında kendi soyları ve halkları olan pek çok derebeyinin bulunduğu yapılar mevcuttur. Merkezi bir yapıyı (Osmanlı gibi) fethetmek zordur çünkü içeride ittifak kuracak yerel güç odakları yoktur; ancak bir kez merkez ele geçirilince yönetmek kolaydır. Fransa gibi parçalı yapıları fethetmek, bazı hoşnutsuz soylularla işbirliği yapılarak kolaylaşabilir; ancak fetihten sonra her bir derebeyi ve onların halkıyla uğraşmak yönetimi imkansız hale getirebilir.
Beşinci bölüm, fetihten önce kendi yasalarıyla özgür yaşamaya alışmış olan halkların (cumhuriyetlerin) nasıl yönetileceği konusuna ayrılmıştır. Machiavelli burada üç seçenek sunar: Şehri yakıp yıkmak, bizzat orada yerleşmek veya şehrin kendi yasalarıyla yaşamasına izin verip orayı vergiye bağlamak ve içeride sadık bir azınlık hükümeti kurmak. Ancak Machiavelli, özgürlüğe alışmış olanların eski özgürlük anılarını asla unutmadıklarını, intikam arzularının her zaman canlı kaldığını belirtir. Bu nedenle, bu tür yerleri elde tutmanın en güvenli yolu ya onları tamamen ortadan kaldırmak ya da bizzat orada yaşamaktır.
Seminerin son kısımlarında Machiavelli’nin yazım stratejisi ve hitabet tekniklerine de değinilir. Metin içinde kendisinden, tecrübelerinden ve önemli kişilerle yaptığı görüşmelerden bahsetmesi, okurun dikkatini çekmek ve güvenini kazanmak için kullanılan bir Retorik tekniğidir. Cicero’nun tavsiyelerine uygun olarak, kendi başarılarından ve uğradığı haksızlıklardan bahsederek metni daha etkileyici kılar. Ayrıca, kilisenin dünyevi işlere müdahalesine karşı olan tutumu da seminerin kapanış temalarından biridir; kilisenin siyasi bir güç olarak büyümesinin italya’nın birliği önündeki en büyük engel olduğu fikri, ilerleyen bölümlerde daha da derinleştirilmek üzere vurgulanır.tümünü göster
- bugün (0)
- mevzuat yürütme 2
- the first great awakening
- takvim 2
- amerikan devrimi 3
- the american revolution
- theories and methods in the study of history
- maarif model 6
- öğrenme psikolojisi 3
- halaf ubeyd uruk kültürleri
- öğretim materyalleri
- how fire changed evolution forever
- fihrist
- mevzuat 11
- pegem gelişim
- gelişim psikolojisi 3
- the path of the sun god
- gılgamış
- machiavelli tartışmaları 2
- machiavelli 3
- youtube playlistleri
- chronopolis 3
- amon tobin
- molchat doma
- eloy
- entropi
- liber al vel legis
- mpic