• bugün (0)
  1. 3.bölüm
    (büyük ölçüde ateş uslu'nun klasik düşünce okulundaki seminerlerinden yararlanılarak yazıya dökülmüştür)

    Üçüncü bölümün ana konusu olan karma hükümdarlıklar bahsinde, özellikle işgal yoluyla elde edilen yeni toprakların yönetimi üzerinde durulur. Machiavelli’ye göre, eğer işgal edilen bölge ile ana vatan arasında dil, yaşam biçimi ve kurumlar (lingua, costumi, ordini) bakımından bir farklılık varsa, yeni prensin işi oldukça zorlaşır. Burada kurumlar ifadesi sadece devlet yapılarını değil, aynı zamanda din gibi toplumsal düzeni sağlayan köklü yapıları da kapsar. Bu zorlukları aşmak için prensin hem talihinin (fortuna) yaver gitmesi hem de olağanüstü bir beceriye (virtù) sahip olması gerekir.

    Bu noktada Machiavelli iki temel çözüm sunar. Birinci çözüm, hükümdarın bizzat yeni topraklara gidip yerleşmesidir. Bunun en somut örneği olarak Türklerin (Osmanlıların) Yunanistan ve Balkanlar’daki uygulamaları gösterilir. Machiavelli, Osmanlıların eski Bizans topraklarında kalıcı olabilmek için bizzat yerleşme yolunu seçtiklerini, aksi takdirde bu toprakları uzaktan yöneterek ellerinde tutamayacaklarını savunur. Hükümdar yerleştiğinde, olası isyanları anında fark edebilir ve bürokratların yolsuzluk yapma ihtimalini azaltabilir. Seminerde, Machiavelli’nin Osmanlılardan bahsederken dini bir önyargıyla değil, onları rasyonel bir devlet modeli olarak görerek nötr ve bazen olumlu bir dille bahsettiği vurgulanır.

    ikinci çözüm ise yeni topraklara koloni veya yerleşimci göndermektir. Bu yöntem, büyük bir orduyu orada tutmaktan çok daha az masraflıdır ve daha az asker kaybı gerektirir. Romalıların bu yöntemi başarıyla uyguladığı belirtilir. Machiavelli burada tarihsel ve güncel örnekleri harmanlayarak bir yöntem geliştirir. Ayrıca, insanların ya okşanması ya da ortadan kaldırılması gerektiği yönündeki meşhur ve sert öğüdü de bu bağlamda tartışılır. Bu ifade, hükümdarın rakiplerine yarım yamalak zarar vermemesi gerektiğini, çünkü küçük zararların intikam doğuracağını, ancak büyük bir darbenin (itlaf etmenin) intikam ihtimalini ortadan kaldıracağını anlatır.

    Seminerde üzerinde durulan bir diğer önemli tema ise tıbbi metaforlardır. Machiavelli, devlet sorunlarını tüberküloz (ince hastalık) ile kıyaslar. Bu hastalığın başlangıçta teşhisi zordur ama tedavisi kolaydır; ilerlediğinde ise teşhisi kolay ama tedavisi neredeyse imkansızdır. Siyasette de öngörülü (prudenza) olmak, sorunları henüz filizlenirken fark etmeyi gerektirir. Bu noktada prudenza kavrdıbının tarihsel gelişimi detaylandırılır. Aristoteles’in pratik bilgelik (phronesis) kavramından Roma’daki ihtiyatlılık anlayışına ve Thomas Aquinas’ın ahlaki erdemine kadar uzanan süreçte, Machiavelli bu kavrama daha seküler ve teknik bir siyaset sanatı anlamı yüklemiştir. Giovanni Pontano gibi hümanistlerin eserlerindeki anlam kaymaları da bu dönüşümün habercisidir.

    insan doğası üzerine yapılan tespitler seminerin merkezi bir yerini tutar. Machiavelli’ye göre bir şeye sahip olmayı istemek (fethetme arzusu) insanların en doğal ve olağan eğilimidir. Eğer birinin gücü buna yetiyorsa, bu davranışı övgüye değerdir ve kınanmaz. Ancak gücü yetmediği halde her ne pahasına olursa olsun bir şeyi elde etmeye çalışmak hatadır. Bu durum, Machiavelli’nin sanıldığı gibi bir maceracı olmadığını, aksine şartların (fortuna) ve bireysel müdahalenin (virtù) dengeli bir diyalektik içinde olması gerektiğini savunduğunu gösterir. O, ne işi zamanına bırakıp kaderine razı olanları ne de gerçeklerden kopuk hayaller peşinde koşanları onaylar.

    Fransa Kralı XII. Louis’nin italya’da yaptığı beş temel hata üzerinden bir başarısızlık analizi yapılır. Kralın küçük devletleri korumak yerine onları yok etmesi, zaten güçlü olan birinin (Papalık) gücünü daha da artırması, yabancı bir gücü (ispanya) bölgeye davet etmesi ve bizzat yerleşmemesi onun sonunu hazırlamıştır. Machiavelli burada, bir başkasının güçlenmesine omuz veren kişinin aslında kendi sonunu hazırladığı şeklindeki genel kuralı hatırlatır.
    Dördüncü bölümde, Büyük iskender’in Pers imparatorluğu’nu fethettikten sonra ardıllarının neden büyük isyanlarla karşılaşmadığı sorusu incelenir. Bu soru, iki farklı yönetim modeli arasındaki farkı ortaya koyar. Bir yanda Türk (Osmanlı) modeli gibi, başında tek bir mutlak hükümdarın olduğu ve diğer herkesin onun kulu sayıldığı merkezi yapılar vardır. Diğer yanda ise Fransa gibi, kralın etrafında kendi soyları ve halkları olan pek çok derebeyinin bulunduğu yapılar mevcuttur. Merkezi bir yapıyı (Osmanlı gibi) fethetmek zordur çünkü içeride ittifak kuracak yerel güç odakları yoktur; ancak bir kez merkez ele geçirilince yönetmek kolaydır. Fransa gibi parçalı yapıları fethetmek, bazı hoşnutsuz soylularla işbirliği yapılarak kolaylaşabilir; ancak fetihten sonra her bir derebeyi ve onların halkıyla uğraşmak yönetimi imkansız hale getirebilir.

    Beşinci bölüm, fetihten önce kendi yasalarıyla özgür yaşamaya alışmış olan halkların (cumhuriyetlerin) nasıl yönetileceği konusuna ayrılmıştır. Machiavelli burada üç seçenek sunar: Şehri yakıp yıkmak, bizzat orada yerleşmek veya şehrin kendi yasalarıyla yaşamasına izin verip orayı vergiye bağlamak ve içeride sadık bir azınlık hükümeti kurmak. Ancak Machiavelli, özgürlüğe alışmış olanların eski özgürlük anılarını asla unutmadıklarını, intikam arzularının her zaman canlı kaldığını belirtir. Bu nedenle, bu tür yerleri elde tutmanın en güvenli yolu ya onları tamamen ortadan kaldırmak ya da bizzat orada yaşamaktır.

    Seminerin son kısımlarında Machiavelli’nin yazım stratejisi ve hitabet tekniklerine de değinilir. Metin içinde kendisinden, tecrübelerinden ve önemli kişilerle yaptığı görüşmelerden bahsetmesi, okurun dikkatini çekmek ve güvenini kazanmak için kullanılan bir Retorik tekniğidir. Cicero’nun tavsiyelerine uygun olarak, kendi başarılarından ve uğradığı haksızlıklardan bahsederek metni daha etkileyici kılar. Ayrıca, kilisenin dünyevi işlere müdahalesine karşı olan tutumu da seminerin kapanış temalarından biridir; kilisenin siyasi bir güç olarak büyümesinin italya’nın birliği önündeki en büyük engel olduğu fikri, ilerleyen bölümlerde daha da derinleştirilmek üzere vurgulanır.
    tümünü göster
   tümünü göster