bekle ve gör politikası
fethetme arzusu ve gücün sınırlarını bilmek
(bölüm 3'ten hareketle)
Machiavelli’ye göre bir şeye sahip olma isteği veya fethetme arzusu, insan psikolojisinin kaçınılmaz ve doğal bir parçasıdır. Bu noktada düşünür, kendisinden önceki klasik felsefe geleneğinden ve orta çağ nasihatnamelerinden köklü bir kopuş gerçekleştirir. Klasik ve dini literatür, insanın doğal dürtülerini ve hırslarını dizginlemesini, aklın bu hayvani eğilimler üzerinde tam bir denetim kurmasını öğütlerken; Machiavelli bu arzuların varlığını bir veri olarak kabul eder. Kaynaklar, Machiavelli’nin bu tutumunu hayvani özelliklerin bastırılması gereken bir ayıp olarak görülmemesi, aksine doğal olanın yaşanmasının anlaşılır bulunması şeklinde açıklar.
Machiavelli’nin bu düşüncesindeki en can alıcı nokta, arzu ile kapasite arasındaki dengedir. Bir hükümdar veya birey, sahip olma arzusunu gerçekleştirebilecek güce ve beceriye (virtù) sahipse, bu eylem sadece başarılı olmakla kalmaz, aynı zamanda takdire şayan bulunur. Burada ahlaki bir yargıdan ziyade teknik bir etkinlik değerlendirmesi söz konusudur. Eğer bir hükümdar, nesnel şartları (fortuna) doğru analiz edip kendi yetenekleriyle bu şartları manipüle edebiliyorsa, yaptığı fetihler onun üstünlüğünün bir kanıtı olarak görülür ve kınanmaz. Ancak, bir şeyi elde etme gücü olmadığı halde, sadece hırsıyla hareket ederek imkansızın peşinden koşanlar hata yapmış sayılırlar. Bu durum, Machiavelli’nin sanılanın aksine siyasi bir maceracı olmadığını gösterir. Kaynaklarda da belirtildiği üzere, o, kendi kapasitesinin sınırlarını bilmeyen, dış güçlerin, toplumsal ve iktisadi şartların ağırlığını azımsayan ve salt kendi isteklerini merkeze koyan kişileri sert bir şekilde eleştirir.
Machiavelli’nin antropolojik kötümserlik olarak adlandırılan insan doğası görüşüyle karşılaşırız. Machiavelli’nin insanları nankör, değişken ve her zaman daha fazlasını isteyen varlıklar olarak tanımladığını belirtilir. Bu temel kabul, siyaseti bir ahlak alanı olmaktan çıkarıp bir güç ve istikrar alanına dönüştürür. Fethetme arzusu, bir bakıma biyolojik bir zorunluluk gibi ele alınır. Ancak bu arzunun meşruiyeti, başarıya endekslidir. Başarı ise sadece askeri zafer değil, ele geçirilen yerin kalıcı olarak yönetilebilmesidir. Eğer bir prens, gücü yetmediği halde bir bölgeyi işgal etmeye kalkar ve orayı elinde tutamazsa, bu hem itibar kaybına hem de siyasi bir yıkıma yol açar. Bu yüzden Machiavelli, prensin arzularını her zaman realite süzgecinden geçirmesi gerektiğini savunur.
Seminerde vurgulanan bir diğer önemli husus, bu arzunun Fortuna ve Virtù arasındaki diyalektik ilişkisidir. Kaynaklar, hükümdarın ne sadece zamana ve kadere güvenip atalet içinde kalmasını (bekle ve gör politikası) ne de şartları hiçe sayan bir delice cesaret göstermesini onayladığını ifade eder. Sahip olma isteği, ancak şartlar buna uygunsa ve hükümdarın müdahalesi bu şartları şekillendirebilecek güçteyse övülür. Bu, rasyonel bir maliyet-fayda analizidir. Eğer fetih girişimi, devleti zayıflatacaksa veya prensin elindeki mevcut gücü tüketecekse, bu doğal arzu bir hataya dönüşür. Dolayısıyla Machiavelli burada aslında "canının her istediğini yap" demiyor; "yeteneklerinle elde edebileceğin şeyi iste ve aldığında onu elinde tutacak kadar becerikli ol" demektedir.
Ayrıca, bu düşüncenin arka planında Epikürosçu ve Lucretiusçu etkilerin olduğu kaynaklarda dile getirilir. Doğanın bir akışı ve eşyanın bir tabiatı vardır. insanların fethetme isteği bu doğal akışın bir parçasıdır. Ancak bu akış içinde sürekli sapmalar ve öngörülemez faktörler (clinamen) bulunur. Başarılı bir hükümdar, bu sapmaları hesaba katarak hareket eden kişidir. Kaynaklar dışındaki bilgilerle pekiştirecek olursak, bu yaklaşım modern realizmin öncüsü kabul edilir; çünkü siyaseti olması gereken idealler üzerinden değil, olan gerçekler üzerinden kurgular. insanlar doğası gereği genişlemek ve sahip olmak isterler; siyaset sanatı ise bu genişlemeyi sürdürülebilir ve başarılı bir biçimde yönetme becerisidir. Gücü yetmeyenin bu hırsın peşinden gitmesi ise sadece bireysel bir başarısızlık değil, yönettiği toplum için de bir felakettir. Bu nedenle Machiavelli için en büyük siyasi günah, kapasiteyi aşan hayaller kurmaktır.