Piotr Kamler tarafından yönetilen ve tamamlanması beş yıl süren Chronopolis (1982), görsel ve işitsel bir şölen sunan, diyalogsuz, deneysel bir bilimkurgu animasyonudur. Film, doğrusal bir hikayeden ziyade, zamanın doğası, ölümsüzlük ve yaratılış üzerine kurulu devasa bir kozmolojiyi anlatır.
Zamanın Dışındaki Şehir: Chronopolis Hikaye, uzayın derinliklerinde veya gökyüzünün gizli bir köşesinde süzülen, devasa bir metropol olan Chronopolis’te geçer. Şehrin mimarisi; Art Deco estetiği, fütüristik çizgiler ve antik Mısır tapınaklarını andıran tan rengi devasa yapıtların eşsiz bir birleşimidir. Şehir, adeta gökyüzüne asılı kalmış astronomik bir laboratuvar veya görkemli bir mozole görünümündedir.
Şehrin Sakinleri: Ölümsüz Devler ve işçiler Chronopolis’te, Mısır firavunlarını veya hiyeratik (kutsal düzeni temsil eden) heykelleri andıran, patrician (soylu) tavırlı ölümsüz devler yaşamaktadır. Bu varlıklar, sonsuz yaşamın getirdiği derin bir can sıkıntısı, atalet ve ruhsal bir yorgunluk içindedirler. Duygusuz ve hareketsiz görünen bu figürler, yalnızca başlarını ve kollarını oynatarak çevrelerindeki dünyayı kontrol ederler. Şehrin alt katmanlarında ise bu görkemli düzenin fiziksel yükünü taşıyan, zayıf ve ezilmiş işçi figürleri bulunur.
"Zamanı Bestelemek" Ritüeli Ölümsüzlerin yegane meşguliyeti, zamanı akıp giden bir süreçten ziyade bükülebilir, inşa edilebilir bir nesne olarak görüp onunla oynamaktır. "Zamanı bestelemek" olarak adlandırılan bu eylemde; atomik parçacıkları, elektriği ve ışığı manipüle ederler. Uçları topuzlu sihirli değnekler kullanarak havada tuhaf geometrik şekiller oluşturur, maddeyi simyasal bir dönüşümle canlandırırlar. Bu süreç, ilahi bir yaratım eyleminden çok, bir fabrikadaki soğuk ve mekanik üretim bandını andırır ve aslında ölümsüzlüğün monotonluğunu kırmak için yapılan ritüelistik bir oyundur.
Kusursuz Kürenin Yaratılışı Ölümsüzler, büyük bir titizlikle beyaz, duyarlı ve üzerine simyasal semboller kazınmış gizemli bir küre yaratırlar. Bu küre, onların sonsuz bekleyişine son verecek olan "nihai armağan" olarak görülür. Kürenin inşası tamamlandığında, o artık sadece bir nesne değil, bir tür yapay zeka veya bilinç özü haline gelir.
Kaşif (Tırmanıcı) ve Karşılaşma Şehri taşıyan devasa sütunlara dışarıdan tırmanan insansı bir figür olan "tırmanıcı", ölümsüzlerin dünyasına dahil olur. Tırmanıcı, ölümsüzlerin durağanlığını bozacak olan insan merakını ve canlılığını temsil eder. Devler, bu kaşifi bir nevi kurtarır veya şehre girmesine izin verirler. Ardından, canlanan beyaz küre ile tırmanıcı karşılaşır. Bu ikili arasında uzun, neşeli ve büyüleyici bir "dans" başlar. Bu dans, tanrısal olanla insani olanın, yapay teknolojiyle doğal yaşamın birleşmesini simgeler.
Final: Çöküş ve Özgürleşme Tırmanıcının merakı, hikayenin kırılma noktasını oluşturur. Tırmanıcı, kürenin içine küçük bir delik açar ve oradan bir şey çıkarır. Bu eylem, Chronopolis’in mutlak ve statik düzenini geri dönülemez şekilde bozar. Şehre ve ölümsüz devlere bir "çürüme" (rot) ve yıkım yayılmaya başlar. Ancak bu yıkım bir trajedi değil, devlerin arzuladığı sondur; bu sayede ölümsüzlüğün hapishanesinden kurtulup "ölümlülüğe" kavuşurlar. Film, görkemli Chronopolis şehrinin toz ve duman içinde yok olması, tırmanıcı ve kürenin ise bu yıkımdan sağ çıkarak oradan birlikte ayrılmasıyla sona erer.
Film özünde, teknolojinin ve kusursuzluğun yarattığı duygusuz durağanlığa karşı; değişimin, entropinin ve insani etkileşimin getirdiği canlandırıcı gücü vurgulayan derin bir metafizik alegoridir
tümünü göster