gelişim psikolojisi 


  1. (bülent tanık r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
    (video 1 - gelişim psikolojisine giriş)

    Gelişim kavramı en kısa tanımıyla bir süreçtir. Bu süreç doğumla değil, doğum öncesinde, yani döllenmenin gerçekleştiği ve zigotun oluştuğu ana rahmine düşme anında başlar ve birey ölünceye kadar devam eder.

    Literatürde yaşam ve yaşantı kavramları arasında önemli bir fark vardır. Yaşam süreci doğum öncesinden başlayıp ölüme kadar devam eden tüm süreci kapsarken, yaşantı kavramı doğumla birlikte başlar ve ölüme kadar devam eder. Bu bağlamda yaşam süreci yaşantıyı da içine alan daha geniş bir kavramdır.

    Bir olayın gelişim süreci içerisinde değerlendirilebilmesi için mutlaka bir ilerleme sağlaması ve pozitif yönde gerçekleşmesi gerekir. Örneğin bir çocuğun yürümeye başlaması veya alfabeyi öğrenmesi bir ilerleme olduğu için gelişimdir. Ancak bir kaza sonucu meydana gelen beyin hasarı yaşamın içinde olan bir olay olsa da ilerleme sağlamadığı için gelişim süreci içinde kabul edilmez.

    Gelişimin temel kavramlarından ilki olan büyüme, kapsamı en dar olan kavramdır. Büyüme, canlının ağırlık, uzunluk ve hacmindeki artışları ifade eder. Bu değişimler nicel yani sayısal değerlerdir. Büyüme sadece dış görünüşteki boy uzaması veya kilo artışı değil, aynı zamanda iç organların hacimsel olarak genişlemesini de kapsar.

    Büyümenin değerlendirilmesinde yaşa göre ağırlık, yaşa göre uzunluk, yaşa göre baş çevresi ve uzunluğa göre ağırlık gibi evrensel ölçütler kullanılır. Bu ölçümlerin anlamlı olabilmesi için temel kriter canlının yaşıdır.

    Olgunlaşma kavramı, bir canlının belirli bir davranışı yapabilecek bilişsel ve fiziksel yeterlilik düzeyine ulaşmasıdır. Olgunlaşma hem zihinsel süreçleri hem de kas gücü ve koordinasyonu gibi fiziksel unsurları içerir. Örneğin 5 yaşındaki bir çocuğun soyut düşünememesi bilişsel olgunlukla, 2 yaşındaki bir çocuğun ağır bir yükü kaldıramaması ise fiziksel olgunlukla ilgilidir.

    Olgunlaşmanın en kritik kuralı, öğrenme yaşantılarından ve eğitimden bağımsız olmasıdır. Olgunlaşma genetik ve biyolojik altyapı yani kalıtım tarafından kontrol edilir. Bir çocuğa ne kadar eğitim verilirse verilsin, genetik olarak belirlenmiş olgunlaşma zamanı gelmeden o davranışı sergilemesi mümkün değildir. Örneğin 3 aylık bir bebeğe her gün yürüme antrenmanı yaptırılsa bile bebek yeterli olgunluğa erişmeden yürüyemez.

    Öğrenme, bireyin davranışlarında yaşantıları yoluyla oluşan kalıcı veya izli değişimlerdir. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için ön koşul olgunlaşmadır. Birey bir işi yapabilecek olgunluk seviyesine gelmeden o işi öğrenemez. Örneğin küçük kasları yeterince gelişmemiş bir çocuğun kalemi doğru tutmayı öğrenmesi mümkün değildir.

    Hazır bulunuşluk, bir canlının şu anda sahip olduğu her şeyin toplamıdır. Bu kavram büyüme, olgunlaşma düzeyi, önceki yaşantılar yani ön öğrenmeler, ilgi, istek, tutum ve genel sağlık durumunu bir bütün olarak kapsar. ÖSYM bu kavramı sorarken genellikle ön öğrenmelere, öğrencinin ilgisine veya sağlık durumunun öğrenmeye etkisine vurgu yapar.

    Değişim kavramı, şu ana kadar sayılan tüm kavramları içine alan en geniş kapsamlı terimdir. Değişim hem gelişim gibi pozitif yönlü ilerlemeleri hem de duraklama veya gerileme gibi negatif durumları kapsar. Bu süreç de doğum öncesinden başlar ve ölüme kadar sürer.

    Gelişim ve değişim arasındaki ilişki şu şekilde özetlenebilir: insan geliştikçe mutlaka değişir, çünkü gelişim süreci her zaman bir değişimi beraberinde getirir. Ancak her değişim bir gelişim değildir. Örneğin bir çocuğun büyümesi hem gelişim hem değişimdir, fakat bir kaza sonucu oluşan hasar sadece bir değişimdir. Bu durum her gelişme bir değişme içerir ancak her değişme bir gelişme içermez şeklinde ifade edilir.
    (mpic ?, 15.03.2026 04:09)
  2. (bülent tanık r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
    (video 2 - gelişimi etkileyen temel faktörler)

    Gelişimi etkileyen faktörler kalıtım, çevre ve zaman olmak üzere üç ana başlık altında incelenmektedir.
    Kalıtım, anne ve babadan çocuğa aktarılan genetik mirastır. Bu miras sadece fiziksel özellikleri değil, potansiyel yetenekleri ve ileride yaşanması muhtemel hastalıkları da belirleyen en kıymetli mirastır. Genetik mirasın aktarımı hücreler yoluyla gerçekleşir. Babadan gelen 23 kromozomlu sperm hücresi ile anneden gelen 23 kromozomlu yumurta hücresi birleşerek 46 kromozomlu zigotu oluşturur. Bu kromozomların içindeki genler tüm genetik bilgiyi taşır.

    Kromozomlar otozom ve gonozom olarak ikiye ayrılır. 23 kromozomun 22 tanesi cinsiyet dışı özellikleri belirleyen otozomlar, 1 tanesi ise cinsiyeti belirleyen gonozomdur.

    Cinsiyetin belirlenmesinde baba aktif, anne ise pasif bir role sahiptir. Anneden gelen gonozom her zaman X karakterliyken, babadan gelen sperm X ya da Y karakterli olabilir. Eğer yumurta X taşıyan bir spermle döllenirse çocuk kız (XX), Y taşıyan bir spermle döllenirse erkek (XY) olur.

    Çevresel faktörlerin cinsiyet üzerinde dolaylı etkileri olabilir. Örneğin, Y kromozomuna sahip spermler X'e göre daha narindir ve olumsuz koşullardan daha çabuk etkilenir. Çok sıcak ortamlarda çalışanların veya radyasyona maruz kalanların çocuklarının genellikle kız olması, Y spermlerinin bu koşullarda daha kolay ölmesiyle açıklanabilir.

    Genetik özellikler baskın (dominant) ve çekinik (resesif) olarak sınıflandırılır. Baskın bir özelliğin ortaya çıkması için tek bir ebeveynden gelmesi yeterliyken, çekinik özelliklerin (örneğin açık renk göz) ortaya çıkması için her iki ebeveynin de bu geni taşıması gerekir. Bu durum, kahverengi gözlü anne ve babadan mavi gözlü bir çocuğun doğabilmesini açıklar; çünkü anne ve babanın dış görünüşünde (fenotipinde) olmasa da genlerinde (genotipinde) bu özellik gizli olabilir.

    Genotip, bir canlının dışarıdan görülemeyen genetik haritasıdır. Fenotip ise genetik miras ile çevrenin etkileşimi sonucu ortaya çıkan, dışarıdan gözlenebilen boy, kilo, göz rengi gibi tüm özelliklerdir.
    ikizlik durumu gelişim psikolojisinde kalıtım ve çevre etkisini anlamak için kritiktir. Tek yumurta ikizleri, tek bir zigotun bölünmesiyle oluşur ve genetik kodları tamamen aynıdır. Çift yumurta ikizleri ise iki ayrı yumurtanın iki ayrı spermle döllenmesiyle oluşur ve genetik olarak herhangi iki kardeş kadar benzerdir. Yarı özdeş ikizlik ise nadir görülen bir durumdur; yumurta döllenmeden önce bölünür ve iki ayrı spermle döllenir.

    Gelişim psikologları, farklı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerini inceleyerek hangi özelliklerin kalıtım, hangilerinin çevre odaklı olduğunu belirlemiştir. Fiziksel özelliklerin ve yeteneklerin daha çok kalıtım baskın olduğu, ilgi alanlarının ise çevre baskın olduğu sonucuna varılmıştır.
    Çevre faktörü üç aşamada incelenir: doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası. Doğum öncesi çevre, annenin hamilelik sürecindeki beslenmesini, hastalıklarını, ilaç kullanımını ve duygusal durumunu kapsar. Annenin aşırı üzüntü yaşaması sonucu salgılanan hormonlar bebeğin zeka gelişimini bile etkileyebilir.

    Doğum sırası çevre, doğum anında oluşabilecek ters doğum veya kordon dolanması gibi komplikasyonları ifade eder. Kısa süreli oksijensiz kalmalar bile çocukta kalıcı zihinsel veya fiziksel hasarlara yol açabilir.

    Doğum sonrası çevre ise çocuğun beslenmesi, hastalıkları, eğitimi, spor faaliyetleri ve aile yapısı gibi tüm yaşam deneyimlerini kapsar. Örneğin, 6 yaşından önce babasından ayrılan kız çocuklarının ileride kendilerinden yaşça büyük erkeklerle ilişki kurma eğilimi gösterdiği gözlemlenmiştir.

    Zaman faktörü altında en önemli kavram kritik dönemdir. Kritik dönem, bir organın gelişimi veya bir becerinin kazanılması için çevresel etkilere en açık olunan zaman aralığıdır. Eğer bir gelişim bu dönemde tamamlanmazsa, ileride uygun koşullar sağlansa bile ya hiç gerçekleşmez ya da istenen düzeyde olmaz.

    Beyin bir fabrika gibi çalışır ve hammaddesi çevreden gelen uyarıcılardır. Beyindeki bölgelerin (fabrikaların) kapıları belirli bir genetik plana göre açılır ve kapanır. Örneğin, dil gelişimi için kritik dönem ilk 5 yaştır. Bu yaşa kadar dil uyarımına maruz kalmayan çocuklar (Vahşi Çocuk Victor veya Genie örneklerinde olduğu gibi), daha sonra ne kadar eğitim alırlarsa alsınlar tam bir konuşma yetisi kazanamazlar.

    Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar da kritik dönemi destekler. Bir köpek yaşamının ilk 3 ayında insanla temas etmezse asla evcilleşmez. Bir maymun ilk 6 ayında izole edilirse yaşamı boyunca sosyal iletişim kuramaz.

    Organ gelişimi için de kritik dönemler vardır. Hamileliğin 2. ve 8. haftaları arası (embriyo evresi) organların oluştuğu en kritik süreçtir. Bu dönemde ilk oluşan organ kalptir. Birçok kadın hamile olduğunu 5. haftada anladığı için, o zamana kadar kullanılan sigara, alkol veya ilaçlar organ kusurlarına, özellikle de kalp problemlerine yol açabilir.

    Kritik dönemin temel kuralı, gelişimin en hızlı olduğu zamanın çevre etkisine en açık zaman olmasıdır. insan hayatında gelişimin en hızlı olduğu dönem anne karnıdır, bu yüzden hamilelik süreci çevresel risklere karşı en hassas dönemdir. Yaşlandıkça gelişim hızı yavaşladığı için kritik dönemlerin sayısı ve etkisi azalır.

    Zamanla ilgili bir diğer kavram tarihsel zaman etkisidir. içinde yaşanılan zaman diliminde gerçekleşen savaşlar, teknolojik gelişmeler, salgın hastalıklar veya doğal afetler toplumdaki bireylerin duygu, düşünce ve davranışlarını derinden etkiler.

    Tarihsel zaman etkisine örnek olarak savaş bölgesindeki çocukların oyunlarının şiddet içermesi veya bir dönemin kıtlık çeken neslinin sürekli gıda stoklaması verilebilir. Teknolojik gelişmeler de insan ilişkilerini değiştirmiştir; eskiden daha sabırla ve uzun sürede kurulan ilişkiler, günümüzde dijitalleşmenin etkisiyle çok hızlı başlayıp çok hızlı tüketilmektedir.
    (mpic ?, 15.03.2026 04:11)
  3. (bülent tanık r.a. videolarından not olarak çıkarılmıştır)
    (video 3 - gelişimin temel ilkeleri)

    Gelişimin birinci ilkesi, gelişimin kalıtım ve çevre etkileşimli bir süreç olduğudur. Modern psikolojide kalıtım mı yoksa çevre mi daha önemlidir tartışması artık anlamsız görülmektedir. Bu ilişkiyi açıklamak için kalıtım, gelişmekte olan bir yapının alt ve üst sınırlarını belirler; çevre ise bu sınırlar arasında neyin ortaya çıkacağını belirler kuralı kullanılır. Örneğin bir bireyin boy potansiyeli genetik olarak 175 ile 180 santimetre arasında kodlanmışsa, iyi beslenme ve spor gibi çevresel faktörler boyun 180 olmasını sağlayabilir ancak 180’in üzerine çıkmasını veya 175’in altına düşmesini sağlayamaz.

    Hiçbir gelişim alanı sadece kalıtım ya da sadece çevreyle açıklanamaz ancak bazı alanlarda biri diğerine baskın olabilir. Örneğin fiziksel gelişimde kalıtım çevreye baskınken, ahlak gelişiminde çevre kalıtıma baskındır. Ayrıca doğuştan var olan bir potansiyelin yani kalıtımsal bir mirasın açığa çıkması için mutlaka uygun çevresel koşulların oluşması gerekir; çok yetenekli bir ressam adayı karanlık bir odada büyütülürse bu yeteneği asla gelişmez.

    Gelişimin ikinci ilkesi, gelişimin bir bütün olduğudur. Bu ilke farklı gelişim alanlarının (bilişsel, sosyal, fiziksel, dil, ahlak vb.) birbirini etkilediğini savunur. Bir alandaki değişim veya gelişim diğer alanlarda da bir değişime yol açar. Örneğin fiziksel olarak akranlarından daha uzun boylu olan bir çocuğun bu sayede basketbol takımına seçilip popüler olması, fiziksel gelişimin sosyal gelişimi etkilemesine bir örnektir. Aynı şekilde bir çocuğun konuşma bozukluğu yaşaması arkadaşlarının onunla dalga geçmesine ve sosyal olarak dışlanmasına sebep olabilir; bu da dil gelişiminin sosyal ve kişilik gelişimini olumsuz etkilediğini gösterir.

    Gelişimin üçüncü ilkesi, gelişimde süreklilik ve aşamalılık olduğudur. Bu ilke gelişim dönemlerinin birbirini etkilediğini anlatır. Yani bireyin geçmiş dönemlerde yaşadıkları bugünkü durumunu, bugünkü yaşantıları ise geleceğini belirler. Örneğin ergenlik döneminde kimlik arayışını sağlıklı tamamlayamayan bir bireyin, genç yetişkinlik döneminde kurduğu evlilik ve ilişkilerde sorun yaşaması bu aşamalılığın bir sonucudur. Yine bebeklik döneminde temel güven duygusunu kazanamayan bir çocuğun, yirmili yaşlarında kimseye güvenememesi geçmiş dönemin bugün üzerindeki etkisidir.

    Gelişimin dördüncü ilkesi, gelişimde kritik dönemlerin bulunmasıdır. Kritik dönem, bir becerinin veya organın gelişimi için çevresel etkilere en açık olunan zaman dilimidir. Bir gelişim bu dar zaman aralığında gerçekleşmezse, daha sonra telafi edilmesi ya da istenen düzeye gelmesi çok zordur. Gelişimin en hızlı olduğu dönemler kritik dönemlerdir ve bu durum en sık anne karnında yani doğum öncesi süreçte görülür.

    Gelişimin beşinci ilkesi, gelişimde bireysel farklılıkların olduğudur. Bu farklılıkların temel nedeni kalıtım ve çevrenin her bireyde farklı şekilde birleşmesidir. Tek yumurta ikizlerinin bile genetikleri aynı olsa da çevresel koşulları asla birebir aynı olamaz, bu yüzden her insan eşsiz ve biriciktir. Bu ilke gereği ideal öğrenci veya ideal çocuk gibi kalıplaşmış tanımlar yanlıştır; her çocuk özeldir. Eğitim sistemi bireysel farkları ortadan kaldırmaya çalışmamalı, aksine bireyin bu farklılıklarına uygun bir eğitim sunmalıdır.

    Gelişimin altıncı ilkesi, gelişimde belli yönelimlerin olduğudur. Bu ilke üç alt başlıkta incelenir. Birincisi gelişim genelden özele doğrudur; yani önce büyük kaslar (kol ve göğüs gibi) gelişir, sonra küçük kaslar (parmaklar gibi) kontrol edilmeye başlanır. ikincisi gelişim baştan ayağa doğrudur; hem fiziksel büyüme hem de kas kontrolü baş bölgesinden başlar ve aşağıya doğru ilerler. Yeni doğan bir bebeğin başının vücuduna oranla çok büyük olması bu ilkenin bir göstergesidir. Üçüncüsü ise gelişim içten dışa doğrudur; önce iç organlar oluşur, en son dış kısımlar ve deri tamamlanır.

    Gelişimin yedinci ilkesi, gelişimin nöbetleşe ilerlemesidir. insan organizmasının potansiyeli sınırlı olduğu için bir gelişim alanı hızlanırken diğer alanlardaki gelişim yavaşlar. Daha sonra hızlanan alan yavaşlar ve bu sefer sırası gelen diğer alan hızlanır. Gelişim alanları arasındaki bu sıra tabanlı hızlanma ve yavaşlama ilişkisine nöbetleşe değişim denir.

    Gelişimin sekizinci ilkesi, gelişim dönemlerine göre çevrenin etkisinin değişmesidir. Çevre yaşam boyu etkilidir ancak gelişimin hızı ne kadar yüksekse çevrenin etkisi o kadar artar. Bu yüzden canlının çevreden en çok etkilendiği zaman gelişimin en hızlı olduğu doğum öncesi dönemdir. Yaşlılıkta ise gelişim hızı düştüğü için çevrenin etkisi de minimum düzeye iner.

    Gelişimin dokuzuncu ilkesi, gelişimin yordanabilir (tahmin edilebilir) olmasıdır. Bunun iki temel sebebi vardır. ilk sebep, gelişimde sıranın evrensel olmasıdır. Her çocuk önce emekler, sonra yürür, sonra koşar; her çocuk önce tek sözcük söyler, sonra iki sözcük kurar. Zamanlama değişse de bu sıra asla değişmez. Bu sırayı bilen biri, çocuğun mevcut aşamasına bakarak bir sonraki adımı tahmin edebilir. ikinci sebep ise bazı gelişim alanlarının birbirine paralel ilerlemesidir. Örneğin dil gelişimi bilişsel gelişime paraleldir. Bir çocuğun dil yeteneği akranlarından çok ilerideyse, o çocuğun zihinsel olarak da ileride olduğu yordanabilir.
    (mpic ?, 15.03.2026 04:14)
Array ( )

© 2026 - mpic

mpic bir interaktif sözlük çalışmasıdır. mpic sözlük spot tematik sözlük servisi ile üretilmiştir. sözlükler yöneticilerinin sorumluluğundadır. bir interaktif sözlük çalışmasıdır. mpic sitemize hoş geldiniz.